<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451</id><updated>2012-01-21T14:00:06.066-08:00</updated><title type='text'>OMDb</title><subtitle type='html'>Olik mide bulandırır</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>J.R.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06479944098578279636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>22</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-8104120719116346665</id><published>2009-10-23T04:08:00.000-07:00</published><updated>2009-10-23T09:38:12.787-07:00</updated><title type='text'>The Day of the Jackal(1973)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SuGQWdGRG-I/AAAAAAAAAb0/6ksaPAKmDLc/s1600-h/The+Day+of+the+Jackal.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395752544009001954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 139px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SuGQWdGRG-I/AAAAAAAAAb0/6ksaPAKmDLc/s200/The+Day+of+the+Jackal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;Fred Zinnemann&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Senaryo:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;Frederick Forsyth&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;(kitabın yazarı bu esasen),&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;Kenneth Ross&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyuncular:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;Edward Fox&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;(çakal rolünde bu),&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;Terence Alexander&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;(Lloyd'muş bu, filmi az önce izledim yine de hatırlamıyorum Lloyd kimdi, neciydi; imdb'den bakıp bakıp kopyalıyorum zaten buraya),&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;Michael Auclair&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;(Colonel Rolland'ı oynamış bu da... lan yanlış filmin oyuncularını yazıyorum galiba)&lt;/em&gt;. &lt;strong&gt;Johnny Depp&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;(Willy Wonka)&lt;/em&gt; lan lan!&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"kullanıcı yorumları" çok saçma aslında. Yani, ingilizceden aktardık tabi "user comments" aslı, ama yine de saçma. Bir filmi izlemişleri "users" olarak adlandırmak tuhaf bence. Mikser mi lan bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse filme geçeyim. Filmimiz bildiğiniz süper katil çakal hakkında, yine suikast göreviyle işe koyuluyor tabi. Buraya kadar klasik.&lt;br /&gt;Ancak filmi ilginç kılan kısmı: Çakalın, Fransiltere Cumhurbaşkanı'nı öldürmekle görevlendirilmesi. Fransiltere çok fantastik bir yer, aynı Fransa gibi; Paris var, Nice var ama herkes ingilizce konuşuyor ülkede. Ülkenin bakanları toplanıyor böyle uzunca bir masanın etrafında, çatır çatır ingilizce konuşuyorlar birbirleriyle.&lt;br /&gt;Kötü emellerini gerçekleştirmek üzere çakal bu diyara adım atıyor. Ve tüm gizli saklı alengirli insanlar gibi üstü açık, beyaz, gıcır gıcır bir Alfa Romeo ile ortalıkta dolanıyor(bkz: &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/James_Bond_(character)"&gt;James Bond&lt;/a&gt;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çakal daha sonrasında bir takım karanlık bağlantılarını kullanarak kendine sahte pasaport, kimlik çıkartıyor. Boru gibi bir süikast silahı yaptırıyor...&lt;br /&gt;Sonradan, 1997'de çekilen, Bruce Wills ve Richard Gere'in başrollerini paylaştığı &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0119395/"&gt;versiyonda&lt;/a&gt; olan bitene yakın olaylar gelişiyor. O filmi de izlemişsindir artık, o kadar uzak olamazsın sinema dünyasına. Gerçi gidişatı benzer olmakla beraber iki film birbirinde çok farklı.&lt;br /&gt;Mesela bu tanıttığım versiyonda daha fazla meme görünüyor, dikkatinizi çekmiştir ki Bruce Wills'in oynadığı filmde hemen hemen hiç meme görünmüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte, ingilizce konuşan Fransiltere bakanları ve bir aile babası kılıklı müfettiş çakalın peşine düşüyorlar. "anam bak görüyor musun, adamlar nereleri araştırdı da ne bilgilere ulaştı, kurnaz gibiler şerefsizim" dedirtecek bir araştırma süreci başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çakal da tabi kendinden bekleneni yapıyor; kılık değiştiriyor, bir takım cinlikler, kurnazlıklar ile her daim izini kaybettirmenin derdine düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada "cinlikler" yazınca aklıma geldi. Geçen gün kahvaltı ederken, sırf lokmamı çiğnerken bir yere bakıyor olmak için, dünyanın en iğrenç programlarından bir tanesini açtım(güzel çizgi film yoktu).&lt;br /&gt;Bir sarışın kadın var, bir dindar kişilik var, bir psikolog, birkaç tane de angut; klasik stüdyo ortamı. İnlerden cinlerden bahsediyorlar. İslam mühendisi, "cin öyledir, cin böyledir" dedikçe sarışın kadın "üç harfliler diyelim, öyle konuşmayalım" şeklinde tırsar bir edayla düzeltiyor adamı.&lt;br /&gt;Nasıl bir manyaklıksa benimkisi ısrarla izlemeye devam ettim. Sonunda islami şahsiyet parladı -"cindir onun adı hede hödö!" diyerekten. Peşinden sarışın kadın, -RTÜK yasağı var, biz "üç harfliler" diyelim, dedi.&lt;br /&gt;-Nasıl lan?, dedim ben de kadına. Duymadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadından cevap alamayınca araştırdım, E.Ali Blog'ta şu &lt;a href="http://blog.alivesitesi.com/2008/10/rtuk-kisilerinin-cin-fobisi.html"&gt;yazıyı&lt;/a&gt; buldum. Galiba gerçekten de varmış böyle bir şey. Yayını denetlemekle görevli kurum, bir takım görünmez varlıkların size zarar vermesini engelleyecek kadar düşünceliymiş.&lt;br /&gt;İroniden anlamayan zihinlere bir de şöyle açıklayayım: Görevi sizi ıslah etmek, kendilerince zararlı bulduklarına ulaşmanızı engellemek olan ve bu insanlık suçunu yerine getirerek sizin paranızı maaş adı altında cukkalayan bir grup sikli taşaklı adamlar, aynı zamanda işlerini gerçekliği göreceli bir takım ruhani söylemleri esas alarak yapıyorlarmış.&lt;br /&gt;Sene 2009, kaptanın seyir defteri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra neden topluma karışmıyorsun oluyor. Ben karışmayalı ne acaip bir toplum olmuşsunuz lan siz, dingiller. 5 dakika televizyonu açtım şok oldum, bütün gün izlesem aklımı yitiririm herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte, filmde artık final yaklaşıyor.&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı, Fransiltere'nin Kurtuluş Günü kutlamalarında boy gösteriyor. Çakalın harekete geçeceği tahmin edildiğinden über güvenlik önlemleri alınıyor, başkanın gireceği kilisedeki papazların bile üstleri aranıyor, etraftaki polislere kadar herkes kontrolden geçiriliyor. Ancak çakalın ne kadar süper bir kılık değiştirme uzmanı olduğunu unutuyorlar ve Cumhurbaşkanı kılığına girmiş olduğunu son ana kadar farkedemiyorlar.&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı kılığındaki çakal, halkın gözleri önünde kendini vuruyor ve görevini başarıyla tamamlayarak filmi bitiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sinema tarihinde böyle ters köşe görmedim, şahane film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mininova.org/get/1527084"&gt;TORRENT&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cuk oturan &lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/140651/The-Day-of-the-Jackal.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-8104120719116346665?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/8104120719116346665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/10/day-of-jackal1973.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8104120719116346665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8104120719116346665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/10/day-of-jackal1973.html' title='The Day of the Jackal(1973)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SuGQWdGRG-I/AAAAAAAAAb0/6ksaPAKmDLc/s72-c/The+Day+of+the+Jackal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-2806871779615523135</id><published>2009-08-29T01:35:00.000-07:00</published><updated>2009-08-29T02:30:47.812-07:00</updated><title type='text'>Oldboy (2003)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Spj1P1utB7I/AAAAAAAAAVM/tcMDvjmpAE0/s1600-h/ads%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 134px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Spj1P1utB7I/AAAAAAAAAVM/tcMDvjmpAE0/s200/ads%C4%B1z.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375315807736498098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Chan-wook Park&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Garon Tsuchiya&lt;/span&gt;(Burada birazdan anlaşılmak üzere ilginç bir durum var; bu adam hikayeyi yazmış), &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Nobuaki Minegishi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; (Çizgi romanı yazmış),&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; Jo-yun Hwang&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Chun-hyeong Lim&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Chan-wook Park&lt;/span&gt; (screen play), &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Joon-hyung Lim&lt;/span&gt; (normal yazar), &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Tutsiki Koyama&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Anasının Amı&lt;/span&gt; (Gınaaaa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular: &lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Min-sik Choi&lt;/span&gt; (gerçek isim), ya sokarım neyse bunlar teferruat. Asıl önemli olan filmin içeriği. Ben isim yazmayla bıkmam, sen okumayla bıkarsın. Okuyamazsın zaten.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok acayip bi film bu. On numaralığı izleyene göre değişir ama etkileyiciliği herkeste aynı şiddette olacaktır. Lan güzel film, şöyle:&lt;br /&gt;---spoiler (birisi şu kelimeyi türkçeye çevirsin)---&lt;br /&gt;Birileri bi herifi kaçırıyor, 15 yıl boyunca bir yerde alıkoyup sonra birden salıveriyorlar. Herif 15 yılını çalan heriflerden intikam almak için aranıp duruyor. Bu arada kafayı kırıyor ve içeride monte kristo kontu oluyor.&lt;br /&gt;---kakam bitti---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün bi haber gördüm mesanede. Diyor ki Lindsay Lohan' ın evine giren hırsızlar seks kasetlerini çalmışlar kadının, ama paraya turaya dokunmamışlar. Bu haber öyle manalı öyle derin bir bilgi ki aklın durur. Adamlar muhtemelen bu sikş kasetlerini büyük paralara satacaklar. Min-sik Tiğimin insaları da bunları izleyarak ecakule olacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bütün konu bu. İnsanlığı kurtarmak için öyle aşırı karmaşık ütopyalar yazmaya, kurallar koymaya gerek yok. Çözüm şu, bir makina üreteceksin aşırı gerçek hologram oluşturacak, sinirlere de müdahale ederek hologram gerçekmiş gibi gösterilecek. Sonra yarı sanal yarı gerçek her erkek, istediği zaman Lindsay Lohan'la yatabilecek. Lindsay Lohan da istediği zaman Fatih Dayan'la yatabilecek.  Tabi sadece Lindsay Lohan olmayacak; karakteri bilgisayara gireceksin o istediğini çıkaracak. Bu makinayı seri üretime geçireceksin sonra bedava her millete dağıtacaksın. Bundan sonra herkes kuru ekmeğe suya tav olurdu zaten. Bazıları makinanın içinde ölürdü filan. İnsanlık varını yoğunu bu makinayı üretmek için seferber etmeli bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi yere bağlayacağdım ne biçim uzadı konu. Neyse, sikşle aynı şekilde insanlık şiddete de aç. İçi boş sert şeylerin kırlırken çıkardığı ses haz verir insana. Mesela insan kafası. İşte adam filme bol bol kafa kırma kullanmış, göt tekmelemiş, bacak sokturmuş, dil kestirmiş, keser ve pense kullanmış. Ama hepsinin bir albenisi var. Öyle Cüneyt Arkın filmindeki şiddet sahneleri gibi de değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---yine spoylebilir, üstünüze sıçramasın---&lt;br /&gt;Filmde şiddet göstermek için bahane oluşturmuş. Bahanesi de sikş. Motivasyonlar tamamen kin ve pişmanlık üzerine oturtulmuş. Anlayacağın duygusal olarak etkileyici film. Akli yaşı ufak tefek olanlar izlemesin, çok etkilenir öyle.&lt;br /&gt;---spoyıldı---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitti.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-2806871779615523135?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/2806871779615523135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/08/oldboy-2003.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/2806871779615523135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/2806871779615523135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/08/oldboy-2003.html' title='Oldboy (2003)'/><author><name>Fatih Dayan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp2.blogger.com/_JsPVVOAFRR8/R9xO0c6vTrI/AAAAAAAAAGk/ZNDc1c3SekA/S220/e_dolphins.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Spj1P1utB7I/AAAAAAAAAVM/tcMDvjmpAE0/s72-c/ads%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-8647958509126790600</id><published>2009-08-11T09:27:00.000-07:00</published><updated>2009-08-25T20:28:09.931-07:00</updated><title type='text'>Network (1976)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SoGhhSl7OeI/AAAAAAAAADQ/odAPXC2kcHw/s1600-h/dfmp_0324_network_1976.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 130px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SoGhhSl7OeI/AAAAAAAAADQ/odAPXC2kcHw/s200/dfmp_0324_network_1976.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368749824101005794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Sidney Lumet&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senaryo: &lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Paddy Chayefsky&lt;/span&gt; (Bu adamın da gerçek ismi Sidney'dir, yönetmen Sidney gelip bu böyle olmiycak senin ismin bundan sonra Paddy olsun demiştir)  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Peter Finch&lt;/span&gt; (Son filmi olarak daha iyi bir tercih yapamazdı heralde, Oscar'ını alamadan ölen ilk oyuncu olmuştur), &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Faye Dunaway&lt;/span&gt; (İrrite kadın rollerini süper başaran sevimsiz insan), &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;William Holden&lt;/span&gt; (Kwai köprüsü uçurmuşluğu var),  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Ned Beatty&lt;/span&gt; (Kabuslarıma girdin amca...)&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzunca bir aradan sonra yeniden karşınızda olmanın sevinci içerisindeyim sevgili sinema dostları. Biliyorum hepiniz iyi film arayışındasınız çünkü yokluğumda diğer yazar kişiler bu açlığınızı gidermekte yetersiz kaldılar. Bundan eminim çünkü baktım, bok gibi filmler yazmışlar. Ama merak etmeyin, boş durmadım ve bissürü baba film hazırladım sizler için. Ancak hepsini bir kenara bırakıp porno film review'ü yapmak istiyorum, filmin climax'inde kameranın neden adamın buruş buruş suratına döndüğünü eleştirmek istiyorum, güzide Doğu Avrupa pornosunun sektördeki içler acısı haline dem vurmak istiyorum fakat sayın Cevval beyefendinin ısrarı yüzünden bundan vazgeçtim. Sonunda bunun dünya sinema blogları adına dev bir adım, zincirleri kırarak sınırları aşacak büyük bir ilerleme olduğunu kabul etmiş gibi görünse de, hevesim kaçmıştı bir kere. Uzun süredir yazmıyor oluşumun bahanesi budur, asıl nedeni ise üşenmemdir. Omdb'nin böyle bir ilerlemeye hazır olmayışını görmek de bunda pay sahibidir. Yerinizde olsam browser'ımı kapar giderim. Zaten internet başında zamanını verimli geçirmeyi bilen modern bir insan gelip de bizim spoiler dolu saçmalıklarımızı okumakla vakit öldürmez, film isimlerine bakar, yazıya şöyle bir göz gezdirir, olumlu şeyler gözüne çarparsa başka kaynaklara bakar, merak uyanırsa da gider alttaki torrent linkine tıklar indirir izler. Ama düşünsenize uzun uzadıya bir porno film eleştirisi bulduğunu, filmin yapım aşaması hakkında bilgiler içeren, üstelik spoiler korkusu olmadan okuyabileceği bir yazı. Ben bundan ötesini düşünemiyorum, bulan varsa bildirsin onu deneyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu serzenişimden dolayı özür dilemekle beraber, bunu bir köşe yazarı gibi diğer yazarlara sataşmak eğlenceli geldiği için yaptığımı belirtmek istiyorum. Umarım diğer kişiler de karşılık verir ki ilginç olur. Uzatıp bokunu çıkarmamak lazım ama. Sonuçta gördüğünüz gibi böyle dravdan bir blogda bile kapalı kapılar arkasında ne hinlikler planlanıyor. Tıpkı birazdan anlatmaya başlayacağım filmde olduğu gibi. Yalnız bu filmden bahsetmek bir hayli zor muhtemelen sıçıcam, çünkü yazılarımda satiristlik taslamak gibi bir gaye edinmiş bulunmaktayım ki bu sefer karşımdaki film bana "yiyosa" der gibi bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok abicim... yemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Spoiler Köşesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bir yandan da filmin muazzamlığını ifade biçimim oldu bu. Kendimi feda ettim bir bakıma, bunu da Sidney Lumet abim hatrına yapmadım. Bu adamın beyaz perdeyi, CRT monitörü, LSD ekranı tiyatro sahnesine çevirmek gibi bir süper gücü var. Böyle dedim diye sıkıcı gelmesin, zira gelmemeli. Filmin güzelliklerinden birer birer bahsetmek sıkıcı asıl, zaten film alacağı övgüyü almış, ortalığı yarmış atmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şöyle bir durum var; UBS adlı televizyon kanalı rating bazında rakiplerinden geri kalmış, artık yaşlanan ve itibarını yitiren enkırmenleri Howard Baile'in işine son vermek zorunda kalmıştır. İşini çok seven Baile duruma aşırı tepki göstererek haber müdürüne şakayla karışık "canlı yayında silahla beynimi dağıtıcam" der, lakin aynı şeyi ana haber bülteninde tekrarlayınca şirkette kıyamet kopar. Ancak ratinglerin bir anda fırlaması ve Baile'in kendine bir hayran kitlesi oluşturmaya başlaması üzerine, artık tam anlamıyla delirmiş olan adamcağızın her akşam haber bülteninde kafasına göre saçmalamasına göz yummaya başlarlar. Artık haber falan da sunulmamaktadır, zira Baile televizyon düsturundan tamamen uzaklaşıp gerçeklerden bahsetmeye, hatta halkı sisteme karşı isyana çağıracak kadar ileri gitmektedir. Maden bulan şirket yöneticileri de işi büyütüp Baile'i bir şov yıldızı haline getirmeye karar verirler. İşin hoş tarafı Baile prodüksiyondan tamamen bağımsızdır, kendi dünyasında takılmakta, bütün günü halisünasyonlarla geçirip akşamki şovunda feveran dolu haykırışlarıyla bayılana kadar halka seslenmektedir. Devrimci gerillalardan politikacılara herkesi insanlıktan çıkaran televizyonun bütün iğrençliğini gözler önüne sermekte, şirketin aslında nasıl ve kimler tarafından yönetildiğini ifşa etmekten de geri kalmamaktadır. Artık sistem adına iyice tehlikeli hale gelen Baile, yüklendiği misyonu deli cesaretiyle her programda daha ileri boyutlara taşımakta, halka umut saçmaya başlamıştır. Ta ki şirketin sahibi Jensen kişisi onu huzurunda emredene kadar. Herif gökdeleninin tepesinde Baile'e öyle bir ortam sunar, öyle karanlık bir tablo çizer, öyle bir ağzına sıçar ki adamcağız kabuğundan çıkmış zihninin derinliklerindeki bütün ışığı yitirir. Aslında şahsen o sahneden sonra ben de ne varsa yitirdim. Baile gibi sindim bir köşeye. Sidney Lumet'nin klostrofobik sahneler yaratıp insanı buhranlara sürüklemekte ne kadar yetenekli olduğunu önceki derslerimizde işlemiştik, burada da Jensen konuşmasına önce perdeleri çekip dünyayı karanlığa boğarak başlıyor. Sonra o büyük masanın baş köşesine geçip bütün perspektif boyunca uzanan masa lambalarının ardındaki siyah boşluğun içerisinden bir tanrı gibi bütün kudretini sergilercesine insanlığın umutları üzerine çöküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu korkunç deneyimden sonra Baile girdiği depresyondan kurtulamıyor, halkın karşısına bu şekilde çıktığında da insanlar ona olan ilgilerini yitirmeye başlıyorlar. Ratinglerin düşüşüne rağmen Baile'de yarattığı karamsar halet-i ruhiyeden gayet hoşnut olan Jensen programın devamını istiyor, bu da şirket yöneticilerinin Baile'den kurtulmak adına başka yollar aramasına yol açıyor. Sonunda da çözümü Baile'in canlı yayında vurularak öldürülmesinde buluyorlar. Bunu yapmak istemiyordum ama zaten huyumuzu bilip de buraya kadar okuduysanız filmi muhtemelen izlemiyceksinizdir. O yüzden gönül rahatlığıyla spoil ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yazarken hiç bir şey çalmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:10;"&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:10;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style=""&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:10;"  &gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-8647958509126790600?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/8647958509126790600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/08/network-1976.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8647958509126790600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8647958509126790600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/08/network-1976.html' title='Network (1976)'/><author><name>J.R.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06479944098578279636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SoGhhSl7OeI/AAAAAAAAADQ/odAPXC2kcHw/s72-c/dfmp_0324_network_1976.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-2277299428792350562</id><published>2009-07-20T03:14:00.000-07:00</published><updated>2009-07-20T03:48:44.149-07:00</updated><title type='text'>Subject Two (2006)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/SmRJmuoNxuI/AAAAAAAAAU8/cVRGQkrUadE/s1600-h/ads%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 143px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/SmRJmuoNxuI/AAAAAAAAAU8/cVRGQkrUadE/s200/ads%C4%B1z.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5360490386178295522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen: &lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Philip Chidel&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo : &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Philip Chidel&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular :&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Philip Chidel, Christian Oliver, Dean Stapleton ve iki kişi daha.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda oyuncu adlarına ve sayısına dikkat ettin mi? Olay şudur:&lt;br /&gt;Bir gün Philip arkadaşına "tavşan kardeş gel bir film çekelim" der. Tavşan bu ya, hiç altta kalır mı? Yapıştırır lafı : "hadi çekelim pihilip gardaş".  Sonra ikisi beraber ayı kardeşe giderler ve "biz film çekiyoruz, sen de gelsene" derler. Sonra film olur o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sen gel figüranları migüranları toplam 5 (yazıyla beş)kişi ile film çek. Filmin tamamı bir orman evinde geçsin. Ne aksiyon, ne korku, ne romantizm olsun filmde. Hatta konusu bile gayet sığ olsun. Ama film hiç sıkıcı olmasın ve iki üç kere de izlenebilsin. İşte adam bunu yapmış. Önünde saygıynan eğilmek lazım gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spoiler spoilmez, bir tıp veya öyle bir şey öğrencisi internetten biriyle tanışır. Sonra yanına gider o adam da acayip bi deney yapar oğlanın üstünde çocuk ölümsüz olur. He bi de yolda bi daşnan tanışır eleman 2-3 dagga konuşurlar. Profesör vardı. Deney yapan adamın vurduğu adam vardı bir de. Etti beş. Ama orman çok hoş böyle bi atmosferi de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazan yöneten adam, film boyunca karın altında yatar sadece kafası dışarıda. Surat morarmış tabi ölünce. Filmin sonunda hortlar ve deney yapan adamı boğar film biter. Aslında hortlamaz, zaten ölmemiş o yüzden kalkar. İlk denek aslında buymuş hatta öbür herifin kendini tanıtırken kullandığı isim aslında bu herifinmiş. Boğulan adamı da ölümsüz yapar. Filmde üç ölümsüz iki de normal insan kaldı. Başrol oğlanı kızı aramaya gitti sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spoiler diye başlayan yerden itibaren yazdığım kısım filmin orijinal senaryosudur. Bir nokta bile değiştirmedim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-2277299428792350562?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/2277299428792350562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/07/subject-two-2006.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/2277299428792350562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/2277299428792350562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/07/subject-two-2006.html' title='Subject Two (2006)'/><author><name>Fatih Dayan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp2.blogger.com/_JsPVVOAFRR8/R9xO0c6vTrI/AAAAAAAAAGk/ZNDc1c3SekA/S220/e_dolphins.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/SmRJmuoNxuI/AAAAAAAAAU8/cVRGQkrUadE/s72-c/ads%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-1930524627921243099</id><published>2009-07-10T07:25:00.000-07:00</published><updated>2009-07-10T10:25:18.405-07:00</updated><title type='text'>Alphaville (1965)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Sld1kLy42VI/AAAAAAAAAbQ/47ktekKRrYE/s1600-h/435px-Alphaville1965.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356879546282465618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 145px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Sld1kLy42VI/AAAAAAAAAbQ/47ktekKRrYE/s200/435px-Alphaville1965.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;Jean-Luc Godard&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Senaryo:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;O da Godard(çalışkan adam tabi)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Oyuncular:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;Eddie Constantine(Lemmy Caution), Anna Karina(Natacha von Braun), Howard Vemon(Prof. Leonard Nosferatu) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Filmin esas adı "&lt;em&gt;Alphaville, une étrange aventure de Lemmy Caution&lt;/em&gt;" yani "&lt;em&gt;Alfa şehri, Lemmy Caution'un bir tuhaf hikayesi&lt;/em&gt;"(tırt oldu sanki biraz). Ama öyle yazınca sağdaki listede çok yer kaplıyor, yazılar birbirine giriyor, bir türlü düzeltemedim onu. Marginini hedesini hödösünü kurcaladım yine de olmadı. Sırf bu nedenle kısa isimli film izler oldum. Neyse genelde kısaca Alphaville olarak anılıyor zaten.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Film, fransız yapımı noir-bilim kurgu; pek karşılaşılabilen bir şey değil yani. Film noir hakkında: &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Film_noir"&gt;Şuradan&lt;/a&gt; sağlıklı ama İngilizce, &lt;a href="http://nedir.net/film-noir.html"&gt;şuradan&lt;/a&gt; da yalan yanlış ama Türkçe bilgi edinilebilir, eşe dosta şekil yapılabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Neyse adı üzerinde film Alphaville'de geçiyor, bildiğimiz Paris aslında. Godard, tüm insanların "Alpha 60" adlı traktör sesli makine tarafından yönetildiği bir şehir kurgulamış. Tam olarak bir gelecek kurgusu sayılmaz, filmde kesin bir tarih verilmemekle birlikte geçmişten bahsederken "&lt;em&gt;1964'de şöyle böyle olmuştu, bıdı bıdı&lt;/em&gt;" gibi cümleler geçiyor. Anlıyoruz ki biraz daha ileri bir tarih kurgulanmış, ancak kimsenin çıkıp "&lt;em&gt;şu an 2025 senesindeyiz arkadaşlar, hepinize hayırlı uğurlu olsun&lt;/em&gt;" dememesi hoş olmuş. Zira, katır kutur çalışan makinelerle, 65 model Mustang'le, zamanın kıyafetleriyle böyle atılıp tutulması Godard'ın zekasından şüphe ettirirdi. Film boyunca Alpha 60 tarafından tekrarlanan "&lt;em&gt;geçmiş hiç var olmadı, gelecekte kimse yaşamıyor, sadece şimdiki zaman var&lt;/em&gt;" açıklaması da bu duruma biraz ışık tutuyor esasen. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Filmi sahne sahne anlatmak istemiyorum, pek sevmiyorum öyle yapmayı. Gerçi ben öyle yapmayınca bir bok anlaşılmıyor farkındayım ama filmi hikayeleştirip anlatmak da manasız bir yerde. Aslında bu yazdıklarımı filmi izlemiş birileriyle buluşturmak istiyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yeni bir şey keşfettiğimde genelde Türkçe kaynaklarda araştırmak gibi bir alışkanlığım var. Acaba bulunduğum coğrafyada benim gibi düşünmüş, benim ilgilendiğim ile ilgilenmiş kaç kişi var diye merak ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şayet ben bu filmi izledikten sonra internette arayıp, böyle bir blog ve yazı ile karşılaşsaydım mutlu olurdum. Bu tesadüfün gerçekleşme ihtimali düşük tabi ki ama gerçekleşirse kendimi başarıya ulaşmış sayarım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hani, aynı zevkleri paylaştığınız birini bulunca onu bağrınıza basmak istersiniz, arkadaş olmaya çalışırsınız ya. İşte onun bir sonraki safhası benim peşinden koştuğum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Benzer mantıktan yola çıkarak saçma sapan şeyler de tasarlıyorum. Mesela takip etmişler bilir, &lt;a href="http://cevvalportakal.blogspot.com/"&gt;eski blogumun&lt;/a&gt; altında açık mavi ufak bir kutucuk vardı(şimdi baktım yokolmuş). Doğru noktasına tıkladığınız takdirde He-Man çalmaya başlardı. Oraya dev gibi bir widget koyup içine He-Man soundtrackini(bulun lan şunun türkçesini, yazmamak için çok direndim) atsaydım aynı tadı vermezdi bana. Ama o şekilde gizleyince bildim ki biri bir gün onun ne olduğunu merak edecek, tıklayınca çok şaşıracak. Şaşırdığını ben göremesem de için için mutlu olacağım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Buradaki her yazarın kendince yazma nedenleri vardır tabi, ancak benim bu işe esas atılış nedenim bu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Neyse, hangi filmi anlatıyordum lan ben. Heh, Alphaville. Film bilim kurgu ancak günümüz bilim kurgusundan haz alan insana pek hitap etmez. Film boyunca galaktik seyahatlerden, diğer galaksilerden, hiper uzay boşluğundan bahsediliyorsa da o tip bir şey görmeyi umut etmeyin. 1965'den bahsediyoruz, saçmalamayın, kızdırmayın adamı. Alphaville diye yedirilen Paris sokaklarında ve genellikle kapalı mekanlarda dolaşıp duracaksınız. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Filmin derdi bir takım mesajlar iletmek zaten. Alpha 60 insanlığı yeniden dizayn eden bir makine. Ki bu öyle bir yaşam biçimi ki sistemin dışında yer alan insanlar yok edilmeye mahkum. Gayet normal bir şeymiş gibi imha ediliyorlar. Sistemin işleyişini aksatacak tüm insani duygular yok sayılıyor, alakadar kelimeler hafızalardan siliniyor. Ağlamanın dahi yasak olduğu bir ülke. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Lemmy Caution karakteri de bir ajan olarak ülkeye adım atıyor. Olanı biteni anlamak için çabalıyor. Ana karakterin macerasıyla birlikte bu şehrin ve insanlarının özelliklerine yakından tanık oluyoruz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Traktör sesli Alpha 60 başlarda komik ve rahatsız edici gelebilir, sonrasında "&lt;em&gt;adam iyi konuşuyor ama&lt;/em&gt;" diyoruz. Gerçekten iyi konuşuyor, hakkını vermeli. Filmin başında geğire gepire"&lt;em&gt;Bazen gerçeklik sözel yollarla açıklanamayacak kadar karmaşıktır ama efsane tüm dünyaya yayılmasını sağlayacak&lt;/em&gt;." diyerek bir giriyor. İlerleyen bölümlerde "&lt;em&gt;1 sayısını bilirsek, 2'yi de bildiğimizi düşünürüz, çünkü bir bir daha iki eder. İlk olarak artının anlamını bilmemiz gerektiğini unutuyoruz&lt;/em&gt;" gibi beyin fırtınaları estirdikçe traktör sesine kurban senin diyoruz ve adına alternative rock grubu &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/ALPHA_60"&gt;kuruyoruz&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Lemmy Caution'ın da ağzı bir o kadar iyi laf yapıyor, ikisinin diyaloglarından "&lt;em&gt;senin normal diye adlandırdığından olmayı reddediyorum&lt;/em&gt;" gibi birkaç motto çıkartabiliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Film Lemmy ve Natacha'nın aşkı ile sonuçlanıyor ve "romance" etiketini alıyor. Matematiksellik ve mantık ile çözülemeyecek tek öğe "aşk" olarak tanımlanıyor. Alpha 60, aşk ile mağlub ediliyor. Bir daha geğirmiyor suratımıza karşı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İyi yazdım lan bu sefer, uzun oldu he. İyi, iyi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.mininova.org/tor/690704"&gt;TORRENT&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/130135/Alphaville-une-trange-aventure-de-Lemmy-Caution.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-1930524627921243099?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/1930524627921243099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/07/alphaville-1965.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/1930524627921243099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/1930524627921243099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/07/alphaville-1965.html' title='Alphaville (1965)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Sld1kLy42VI/AAAAAAAAAbQ/47ktekKRrYE/s72-c/435px-Alphaville1965.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-5440874323380349152</id><published>2009-06-15T21:21:00.001-07:00</published><updated>2009-07-14T20:02:40.395-07:00</updated><title type='text'>Taken (2008)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SjcdMo-5ksI/AAAAAAAAAbI/xcuZOd1OdLw/s1600-h/taken.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347775185522627266" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SjcdMo-5ksI/AAAAAAAAAbI/xcuZOd1OdLw/s200/taken.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Yönetmen:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;Pierre Morel&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Senaryo:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;Luc Besson &amp;amp; Robert Mark Kamen. &lt;em&gt;Al bak, yine iki kişi yazmış senaryoyu. Yavrum siz dangalak mısınız? Bunun senaryosunu bir kişinin bile yazmasına gerek yoktu ki. Gidecektiniz, söyleyecektiniz senaryoyu "abi, ajan emeklisinin kızını kaçırıyorlar o da hepsini dövüp kızını kurtarıyor" diyecektiniz, çekeceklerdi filmi; yazılmasına hiç gerek yokmuş bence.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;em&gt;Luc! Lan Luc, ben inanıyorum aslında senin kafan çalışıyor. Angel-A filan iyiydi yani gayet, sırf onun hürmetine kayırıyorum seni. Arada saçmalıyorsun böyle ama olsun.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyuncular:&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000099;"&gt;Liam Neeson(&lt;em&gt;herkesi döven adam&lt;/em&gt;), Famke Janssen(&lt;em&gt;en az 40 kişinin ölümüne, 67 kişinin de babası tarafından kötürüm bırakılmasına neden olan kız&lt;/em&gt;), Leland Orser(&lt;em&gt;hatırlayamadım bunun kim olduğunu, zerre umrumda değil ayriyetten&lt;/em&gt;)&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Film adeta bok gibi.&lt;br /&gt;Hiç unutmam, çocukken bir arkadaşımla sinemaya gitmiştim. Arkadaşımın abisi götürmüştü bizi. Mel Gibson'un Ransom adlı filmini izlemiştik. Film sinemada "Fidye" adıyla oynuyordu, televizyonda da 2693715 kez bu isimle gösterildiği gibi: hepiniz izlemişsinizdir. Filmi çok da beğenmeden çıkmıştık salondan. Yorumlarımızı alan arkadaş abisi o gün 7. sanata bakışımı değiştirdi. Hayatımın en önemli mesajını verdi, &lt;strong&gt;"konusu adından anlaşılan film boktandır!"&lt;/strong&gt; dedi. 25 senelik hayatımda şu kaideyi bozacak istisnalar ile çok az karşılaştım.&lt;br /&gt;Bakınız filmin ismine: TAKEN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksiyon filmi zaten pek sevmiyorum, tür başlı başına basit geliyor. Ancak bence bu filmi aksiyonseverler de "bok" kelimesiyle anmalı.&lt;br /&gt;Özetle filmi bir anlatayım: İşte, hafif orta yaşlı bir ajan emeklisi var. Polisiye Hollywood filmlerinin %80'inde olduğu gibi işi nedeniyle ailesine gerekli ilgiyi alakayı gösterememiş. Eşinden boşanmış; dolmuş gözlerle resimlerine, videolarına baktığı bir de kızı var. Sırf şu klişe filmin başında güldürdü beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin ilerleyen dakikalarında Rambo eskisinin kızı Fransa'ya tatile gidiyor. Ve orada bir sürpriz gelişme oluyor: KIZ KAÇIRILIYOR! İzleyiciyi şoke eden bu sahnenin ardından emekli James Bond soluğu Paris'de alıyor. O coğrafyada geriye dövülmedik bir tek kızı kalana kadar herkesi dövüyor. Çok da garip huyları var bu adamın, onca aksiyona girerken yanına hiç silah almıyor mesela. Her gittiği yere silahsız gidiyor, çok mecbur kalırsa çıplak elleriyle öldürmüş olduğu adamlardan birinin silahını kapıp onu kullanıyor. Adam dayak atmayı hobi haline getirmiş, iki kurşunla vurup öldürünce tadına varamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin sonunda oyun bossu geliyor, film bossu. Onunla biraz kapışıyorlar. Filmin sürpriz finalinde ise adam kızını kurtarıyor. Spoiler olmadı herhalde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakıyorum imdb'ye, 73.781 kişi ortalama 7.9 oy vermiş. İnsanlara sırf zevklerinden ötürü küfür edecek değilim, inceden hakaret ederim ötesine geçmem. Hakareti kaldıramayan insanların "&lt;em&gt;beğenmiyorsan izleme lan ibiş, sana mı sorucaz hangi filmi sevmemiz gerektiğini&lt;/em&gt;" demesini de anlayışla karşılayabilirim(döverim ama öyle ibişli filan konuşursan). Ancak bir yerlerde bir algı problemi var gibi. Ya birileri benim göremediğimi görüyor, ya kimse benim gördüğümü göremiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksiyon sevmem dedim ama Taken'ı bu kadar kötülememin nedeni o değil; eşek değiliz yani objektifiz. Film dediğin bir sanat eseri ne olursa olsun. Bir sanat eserinin bölümleri, onu meydana getiren parçaları estetik uyumu oluşturmak zorunda ki başarılı olabilsin. Bu derece soyut bir durumu kelimelerle açıklamak çok kolay değil ancak bahsettiğim, bir animedeki çizgiler ile hikayenin birbiriyle uyumu gibi bir şey.&lt;br /&gt;Mesela SinCity de bir aksiyon filmi, çizgi romandan aktarım ve çizgi romanın dinamiklerini taşıyor, film içindeki uyumun büyük bölümü çizgi romanından geliyor. Ancak filme bakınca karakterler arasındaki uyum, olaylardaki aşırılık derecesi, aksiyon sahnelerindeki estetik, ambians... tüm öğeleri birleşip ortaya seyri zevkli bir sanat eseri çıkarıyor. Bir örnek daha verirsek Indiana Jones serisi de bu özelliklere sahip, Indiana Jones karakteri ne kadar fantastik ise diğer karakterler de ona eşlik edebilecek gerçekdışılıkta. Filmin ambiansı, olaylar ve etkileri Henry Jones karakteriyle uyum içerisinde. Güzel filmler yani bunlar hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Taken'a bakınca bu tip bir sanat anlayışından çok uzak. Kurban bayramında babanla koç seçerken yakına düşen bir göktaşı yüzünden kurbanlıkların mutasyona uğraması gibi bir şey bu film.&lt;br /&gt;Film gerçekçi olmak zorunda değil. Gerçekçi bulmadığı için filmi sevmeyen adam benim gözümde bu tip filmleri seven adam kadar dangalaktır. Ancak demem o ki filmin tüm öğeleri aynı gerçekliğin kapsama alanında bulunmalı bence. Senin benim dünyamda en fazla 3 kişiyi dövebilen adam var, dahası yok. Eğer 10 kişiyi sille tokat deviren adam olacaksa, önce o adama göre bir başka dünya olacak. Uçan adam var ise gözlüğü takınca da tanınmayacak; hobbitler var ise orclar da olacak, nazgullar da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi biz neden buraya süper filmleri yazıp tavsiye etmiyoruz da oturup beğenmediğimiz film hakkında uzun paragraflar kaleme alıyoruz. Öncelikle milyon dolarlık bir sektördeki, milyon dolarlık adamlara hakaret edebilme imkanı buluyoruz. 50 tane senaryo yazıp göndersem birinin filmini çekmezler mesela; mındar diyoruz yani bir yerde.&lt;br /&gt;Bir de düşünüyoruz ki, kötünün neden kötü olduğunu söylemeden iyiyi neye göre tayin edeceğiz. Bunu ben tek başıma yazdım ama nedense biz diyoruz. Öyle işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mininova.org/tor/1980837"&gt;TORRENT&lt;/a&gt; Yuh! 17.000 küsür seed! Lan ben iki saattir &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0113825/"&gt;şu&lt;/a&gt; filmin torrentini arıyorum da bulamıyorum, ayıptır ya. Zamanında cnbc-e'de "Pekin'de Polis Kontrolü" adıyla gösterilmişti. Ola ki filmi bilen, bulan, gören, indirebilen varsa haber vermesi rica olunur. Bu filme de on basar ayriyetten, tavsiye.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/106182/Taken.html"&gt;AlTYAZI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-5440874323380349152?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/5440874323380349152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/06/taken-2008.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/5440874323380349152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/5440874323380349152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/06/taken-2008.html' title='Taken (2008)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SjcdMo-5ksI/AAAAAAAAAbI/xcuZOd1OdLw/s72-c/taken.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-2341228221986668648</id><published>2009-06-04T07:49:00.000-07:00</published><updated>2009-06-04T12:41:53.369-07:00</updated><title type='text'>Zeitgeist : Addendum (2008)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Sif2PYZS4VI/AAAAAAAAAUs/LNt0Ogz9bD8/s1600-h/1233842053_zeit2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 140px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Sif2PYZS4VI/AAAAAAAAAUs/LNt0Ogz9bD8/s200/1233842053_zeit2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343510227005399378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Malzemeler:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Peter Joseph (yazan yöneten)&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;tercihen ülkesi değişebilen ve cızırtılı ses kaydı olan ve avrupalı veya amerikalı olmayan eski bir bilge&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;insanlığın bok emme sebeplerinden birinin sonradan kullanılmak üzere çözümlenmişi, çözüm olarak sunulmak üzere çocukça, gerzek ve yetersiz bir anarşist fikir, danışılmak üzere işinde başarısız ve agresif bir uzman, iyi polis kıvamında iyi görünümlü saf bir uzman, bir günah çıkartan ve en az  bir şahit ve müzik.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yapılışı:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;5 - 10 dakika karanlık bir fon üzerine konulan halihazırdaki cızırtılı ses ekrana güzelce sıvanır. Konuşmaların sonuna doğru ısınan libidoyu kıvamda tutmak için önceden süte yatırılan müzik ince bir zar şeklinde hoparlörlere serilir. Mantığa yatmaya başlayan öğreti parçalarının ardından, konuya girilir. Bünyeden onay kokusu alındıktan 2-3 saniye sonra anarşist fikir kokunun geldiği yere sıkılır ve biraz da Ütopya gezdirilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hani "The Secret" yavşaklığı vardı ya, her türlü hakaretimize maruz kalan. Ulan beynini siktiğimin duygusal ayısı Rhonda Byrne, daha 31 çekmeyi bırakmamışsın (mecaz anlamda | ihtiyaç hiyerarşisindeki yerin yeme ve içme kısmı ile cinsel ihtiyaç arasında bir yerde), en genel mekanik sistemleri bile anlamakta zorluk çekiyorsun, istatistikten haberin yok, bilimsellik deyince uykun geliyor ama çok acayip bir fikir buldum diye ortama atlayabiliyorsun, yeni bir şey bulmuşsun gibi. Bundan önce yaşayan çok milyar kişi senden daha mı salaktı? [Hacı bak bilimsellik deyince benim de uykum geliyor, hiçbir zaman 30'da bırakmıyorum, ama birşeyler buldum diye de atlamıyorum].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, lafa gel : "en hakiki mürşit ilimdir." Hiç düşündün mü ne demek istiyor diye? Diyor ki, ilim en hakiki mürşittir. Ben mesela yaşaya yaşaya bir şeyler öğreniyorum, öğrendiğim &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kaydadeğer&lt;/span&gt; şeyleri günlüğüme yazıyorum ki sonra da anlaşılıp kullanılabilsinler. En kaydedeğer şey ise bilimsel veridir. Bilimsel olmayan ne kadar veri varsa sonradan anlam kaybına uğrar. Demek istediğimi anlatabildiğimi umarak sonraki paragrafa giriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bilimsel olan verileri anlamıyorsun, yok sayıyorsun, kendi algılayışın dışındaki her bilgiyi siliyorsun ve diyorsun ki ben acayip bir şeyler buldum. Ve buldukların, önceden doğrusu eski bilgeler tarafından bulunup bilimsel bir veri olarak adlandırılıp kaydedilmiş olmasına rağmen,  senin çıkarımın çoğunlukla o götoş duygularına dayanıyor. Bilimselle duygusalı karıştırıyorsun, elimizdeki tek işe yarar şeyi böylece tecavüz ediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar ki sövüş dı sekrıta aitti. Bundan sonra ki kayış tamamen benzeri duygularla oluşturulan zaytgeyst addenddendamdum belgeseline ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen biliyor musun cozef, her ütopya için kaçar savaş çıktığını ve kaç kişi öldüğünü, şimdiye kadar sunulan ütopya tasarılarının kaçının idealde acayip başarılı olacağının sanıldığını? Bak beni dinle cozef vaz geç böyle salak salak projelerin tanıtımından tamam mı koçum? Böyle her istediğinde götünden ütopya uyduramazsın, ciddiye alırlar sonra. İnsan ölmesin diye insan öldürürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim içeriğe: Evet para olmasaydı, teknoloji acayip gelişseydi mevcut sorunların büyük bir çoğunluğu çözülebilirdi ama, Nuri her zaman emrah'ın annesinin tadını merak edecekti. O zaman emrahın hakkını kim savunacak? Teknoloji mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu geçtim hadi, tamamen saf duygularla yazmış olduğunu varsayıyorum, o zaman bre geri zekalı, senin yaptığın belgeselin, kurtlar vadisinden farkı yok. Senin belgesele bakıp 31 çekenler de var onun çekenleri de (burada da mecaz anlam var, filme bakıp libidosu kabarıp tüyleri dikilen bireylerden bahsediliyor, veya öyle bir şey).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok olağan bir film hakkında yorum yapmak isterdim ama beyin zarımda geniş kapsamlı bir iltihap varken bunu yazmaya karar verebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı İtirafı: &lt;/span&gt;Cozef ananı s.. bu fikir benimdi. Parayı ilk ben sevmedim lan. Cızırtılı sesi ben konuşturacaktım. Bu fikir benimdi it herif! Bari belgeselimi çalma göt! Paraya para demeyecektim, çünkü sevmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-2341228221986668648?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/2341228221986668648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/06/zeitgeist-addendum-2008.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/2341228221986668648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/2341228221986668648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/06/zeitgeist-addendum-2008.html' title='Zeitgeist : Addendum (2008)'/><author><name>Fatih Dayan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp2.blogger.com/_JsPVVOAFRR8/R9xO0c6vTrI/AAAAAAAAAGk/ZNDc1c3SekA/S220/e_dolphins.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Sif2PYZS4VI/AAAAAAAAAUs/LNt0Ogz9bD8/s72-c/1233842053_zeit2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-6761810133971623051</id><published>2009-05-24T15:59:00.000-07:00</published><updated>2009-05-24T17:39:58.538-07:00</updated><title type='text'>White Heat (1949)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/ShnnIYTceBI/AAAAAAAAAbA/mrngfxk7Drg/s1600-h/white+heat.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 144px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/ShnnIYTceBI/AAAAAAAAAbA/mrngfxk7Drg/s200/white+heat.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339552964373411858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Raoul Walsh(yorum yapmıyorum, tüm ciddiyetimle yazacağım bundan sonra bu isimleri)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senarist:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Ivan Goff, Ben Roberts, Virginia Kellogg(bence bu Virginia senaryoyu yazıyordu, ya Ivan ya da Ben de senaryoya yardım ediyorum ayağına Virginia'ya yazıyordu. Sonra bu iki kanka arasında ufak bir çekişme baş gösterdi, diğeri de musallat olmaya başladı Virginia'ya. Böyle böyle kızı kim götürecek bakalım filan derken yazdılar senaryoyu. Kesin öyle olmuştur, yoksa 3 kişinin oturup harıl harıl senaryo yazmasına ben bir anlam veremem.&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Parantezi filan da unuttuk oldu sana paragraf, allah belanızı versin hemi.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Yorum yapmayayım diyorum, saygıyla yazayım isimleri diyorum, olmuyor. Sinema dünyası öyle entrikalarla öyle enteresanlıklarla dolu ki. Neyse ya... James Cagney, Virginia Mayo(amma çok Virginia var lan), Edmond O'Brien, Margaret Wycherly(bunu yazmasam da olurdu, zira 1949 yapımı filmde 100 yaşında olan bir oyuncunun sinema dünyasına pek bir katkısı olmuş olacağını sanmıyorum, bilmeseniz de olur)&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ben bu filmi 3 hafta önce izledim aslında. 3 haftadır film izlemiyorum, dizi izliyorum hep. Dizi güzel bir şey bence, peşpeşe 3 film izlesen bayar; ama diziye bir kaptırıyorsun saatler akıp gidiyor, üzerine pişkin pişkin övünüyorsun bile "bir oturuşta 2 sezon izledim" diye. Carnivale izliyorum bu aralar, 2. sezona başladım. Çok güzel bence, bu filme 10 takar yani; tabi filmin 49 yapımı oluşunu, Cagney'in(Cody Jarret) annesinin ölüm haberini aldığında girdiği histeri krizi ile muhteşem bir oyunculuk sergileyişini saymazsak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin kaç yılında yapıldığı da önemli bence başarısını anlamak için. Filme bakınca öyle pek de matah bir senaryosu olduğunu söyleyemeyiz, şayet bu hikaye şu tarihte film yapılıp vizyona sokulsa zerre kale almam ben, hayatımdan 111 dakikayı vermem o filme. Ters köşe yok, sürpriz final yok, gangsterlerin arasına sızan klasik köstebek hikayesi. Senaryonun yeterince alengirli olmayışının senaristler arasında yaşanan aşk üçgeni ile alakalı olması da muhtemel, performansı düşürmüş olabilir, onu bilemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama düşünüyorsun, diyorsun ki "lan 60 sene önce çekilmiş film!". Bir tiryaki ömrü neredeyse. Öyle düşününce: Bir yana hala inatla çekilmeye devam edilen kıytırık aksiyon filmlerini koyuyorsun, diğer yana da 60 yaşındaki bu filmi koyuyorsun ve "oha" diyosun. O zaman anlıyorsun ki bu film harikaymış, aslında klasik köstebek hikayesi değilmiş, en azından çekildiği tarihte klasik değilmiş, çok orijinalmiş, sanat eseriymiş. Carnivale de çok güzel ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşününce bu filmler geleceğin sinemasını şekillendirmiş. Mesela açıyorsun televizyonu, çekirdek ailenin favori 10 kanalını sıradan geziyorsun: İlk 3 TRT,  Show Tv, Kanal D, Atv... derken arada gözüne boktan türk dizilerinden birinin reklamı çarpıyor. Bakıyorsun ki dizinin ana karakterlerinden biri kadın kılığına girmiş, maymunluklar yapmakta. "hee, sen şimdi kadın kılığına girdin çok komik oldun dimi allahın moronu!" dedikten sonra çat diye kapatıyorsun televizyonu, geçiyorsun bilgisayarın başına Carnivale izliyorsun.&lt;br /&gt;Ama aynı şekilde oturup Some Like It Hot'ı izleyince aynı tepkiyi vermiyorsun, orada da Tony Curtis ile Jack Lemmon kadın kılığına giriyor hiç demiyorsun onlara moron diye. Neden? Çünkü 1959'da kadın kılığına girmiş onlar, onlardan önce kadın kılığına giren pek olmamış, en azından bir travesti kadar da kadına benzemişler ayriyetten. Yani demem o ki: Carnivale harika dizi, ben de hafif alkollüyüm. İşte hep oluyor böyle şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Unutmadan:&lt;/span&gt; Cody Jarret(James Cagney) ana kuzusu ve aynı zamanda azılı bir gangster, hapse düşüyor. Vic Pardo adını kullanan bir polis(Edmond O'Brien) de kendini hapse sokturup Cody ile arkadaş oluyor, çetesine sızıyor. Hapisten kaçıyorlar birlikte... böyle böyle olaylar gelişiyor. Aha tanıttım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;White Heat: &lt;a href="http://isohunt.com/download/77479429/white+heat.torrent"&gt;Torrent&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/33412/White-Heat.html"&gt;Altyazı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Some Like It Hot: &lt;a href="http://www.mininova.org/get/1505450"&gt;Torrent&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/126505/Some-Like-It-Hot.html"&gt;Altyazı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Carnivale: Sezon: &lt;a href="http://www.mininova.org/get/632137"&gt;1&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.mininova.org/get/1272983"&gt;2&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://divxplanet.com/sub/m/5365/Carnivle.html"&gt;Altyazı&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-6761810133971623051?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/6761810133971623051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/05/white-heat-1949.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/6761810133971623051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/6761810133971623051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/05/white-heat-1949.html' title='White Heat (1949)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/ShnnIYTceBI/AAAAAAAAAbA/mrngfxk7Drg/s72-c/white+heat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-7911723556236687183</id><published>2009-05-11T23:55:00.000-07:00</published><updated>2009-05-12T08:46:52.016-07:00</updated><title type='text'>[Rec] (2007)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/SglAUOmfiII/AAAAAAAAATY/_fIVdE-VZrg/s1600-h/ads%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 158px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/SglAUOmfiII/AAAAAAAAATY/_fIVdE-VZrg/s200/ads%C4%B1z.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334865949858171010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmenler:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Jaume Balagueró&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;büyük insanı ve &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Paco Plaza&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; dâhisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;yine &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Jaume Balagueró&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Luis Berdejo&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;. İbneler hayalimdeki senaryoyu yazmış, onlar yazmasaydı ben yazacaktım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;(harbiden oynamışlar)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Manuela Valescu&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;(hem daş, hem oyuncu, bir de angelayı telaffuzu, insan erkekini bitiriyor), &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Ferran Terraza&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;(hiç gözükmüyor filmde, sadece sesi var kameraman olduğundan). Geri kalanı normal insan, sanki gaaveden toparlayıp getirmişler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;User Reyting&lt;/span&gt;:&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;10/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kırklarda mı ne&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Diary of the dead&lt;/span&gt; diye bi romero filmi vardı. Bunun tecavüz edileni var bir de 2007'de. İşte bu tecavüz edilmiş halli filmde ilk dakikalarda bir sahne var:&lt;br /&gt;Ambulans filan gelmiş, haberci birşeyler anlatıyor. Diyor ki bir adam ailesini, kafalarına ateş ederek öldürmüş sonra kendini öldürmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sipiker bunları anlatırken arkada bi curcuna oluyor. Kameraman arkadaki olaya odaklanıyor, cesetlerden birisi kalkıyor sağlık görevlisini öpmeye çalışıyor filan. Sonra öpmüyor it herif, ısırıyor onu, hem de boynundan. Ayy ne iğrenç. Lan ne diyordum? He, filmin başı böyle. Tabi film böyle devam etse canımı yesin, ama devam etmiyor, sikim sikim sikik bir filme dönüşüyor hemen. İşte ben bunu izlediğimde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;dedim ki&lt;/span&gt; "lan keşke filmin ilk beş dakikası kalitesinde bir film çekseler de izlesek".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;lost&lt;/span&gt;u yaratıveren &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;JJ Abrams&lt;/span&gt;'ın &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cloverfield&lt;/span&gt;'i vardı, amatör kamera geyiğini doruklara çıkaran. Kendi çapında güzel bir filmdi o da geçti gitti. Onun beğendiğim kısmı ise amatör kamerayla filme gerçeklik katılmasıydı. Tabi o da abarttı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;dedim ki&lt;/span&gt; "şöyle first person view'lı amatör olmayan kameralı bi çekim olsa da izlesek".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu dilekler üstüne yapıldı [Rec] sevgili dinleyicilerimiz. İnanın bana ibneleşmiyorum. Film &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;dawn of the dead (2004)&lt;/span&gt;'den sonraki en kaliteli zombi filmi;  Aslında kapışırlar birincilikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin konusu kısaca şöyle (spoilerlardan münezzeh): Anhhkkkela Vidal (mecaz anlamda dilini yerim senin Manuelam, bir of çeksem karşı ki dağlar yıkılır, oy manuela oy) adında bir kız, reaility programı sunucusu, kamera adamıyla beraber bir itfaiye istasyonuna gidiyor, program yapmak için. İstasyonda kaldıkları süre boyunca normal bir reality programı izliyoruz resmen. Sonra ihbar geliyor bunlar da gidiyor filan işte böyle şeyler. Spoiler olmasın diye nasıl büzdüysem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;He, bir de bunun Am erikan versiyonu var, başrolde yamuk çeneli karı var. Muhtemelen John Carpenter'ın akrabası filandır kaltak. Bu filmin adı da Karantina. Orijinal filmi bir ağaca bağlayıp saatlerce tecavüz etmişler. Sonra bir daha tecavüz etmişler, öldürmüşler. Öldükten sonra birgünlüğüne yataklarında beraber olmuşlar. Çürümesin diye buzlu küvete koymuşlar. Sonra tekrar tecavüz etmişler. Sonra orijinal film hortlamış. Hortlağı alıp ağaca bağlamışlar, günlerce tecavüz etmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet sevgili minikler, bir yorumun daha sonuna gelirken, size kulaktan dolma bir müjde vereyim. Kulağıma doldurulduğuna göre [Rec] 2 çıkacakmış. Nasıl olur ne gider bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;filmin&lt;a haha="" herif="" dedim="" ya="" href="http://isohunt.com/torrent_details/48002624/rec?tab=summary"&gt;TORRRENT&lt;/a&gt;i&lt;br /&gt;çırpınırdı &lt;a href="http://divxplanet.com/indir.php?id=RFA4NzcyNg=="&gt;sab taytıl&lt;/a&gt;ı divxplanetten.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-7911723556236687183?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/7911723556236687183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/05/rec-2007.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/7911723556236687183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/7911723556236687183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/05/rec-2007.html' title='[Rec] (2007)'/><author><name>Fatih Dayan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp2.blogger.com/_JsPVVOAFRR8/R9xO0c6vTrI/AAAAAAAAAGk/ZNDc1c3SekA/S220/e_dolphins.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/SglAUOmfiII/AAAAAAAAATY/_fIVdE-VZrg/s72-c/ads%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-1597594008137291523</id><published>2009-05-04T09:06:00.001-07:00</published><updated>2009-05-12T08:40:20.251-07:00</updated><title type='text'>Lo chiamavano Trinità (1970)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Sf8b5C4jfnI/AAAAAAAAATA/7tn6Hj1jfVI/s1600-h/ads%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 152px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Sf8b5C4jfnI/AAAAAAAAATA/7tn6Hj1jfVI/s200/ads%C4%B1z.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332011150670528114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Müdür&lt;/span&gt; : &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Enzo Barboni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yazan&lt;/span&gt; : &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Enzo Barboni ile Gene Luotto (Gene'ye ne gerek var, senaryo o kadar karmaşık değil, aynı konusuz porno senaryosu gibi. İki adamın bir şekilde tanışıp başka adamları dövmesi gereği üzerine hikaye yazılıyor.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Dövenler&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; : Bud Spencer ile Terence Hill (yanındaki sarışın herif olarak tanınır, ama aslında o daha ünlüdür Bud' dan batıda).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dayak Yiyenler&lt;/span&gt; : &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Geriye kalan herkes.&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu film de genellemeye uyuyor. Fakat bu sefer tanışmalarına gerek yok, kardeş bunlar. Ne dediği belli olmayan bir meksikalıyı tiriniti(terens) iki tane kelle avcısından kurtarıyor, buradan ne menem tehlikeli bir canlı olduğuna dair örnekleme geliyor filan. Sonra bambino (bud) şerif olmuş, köyün daşşaklı adamlarına artizlig yaparken trinity geliyor bunun onları vurmasını alaylı bir şekilde izliyor. Aynı anda üç kişiyi vuruyor bambino işte, "vay be adam ne cengavermiş, yeryüzünde ondan daha yiğit bir er bulunmazmış" dedirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel film lan işte izleyin. Kalite şakalar dönüyor ortada, oyunculuk filan on numara. Film müzikleri de on numara. Filmden komik bi kare çekmeyi denedim printskriinle ama beceremedim, uğraşmak istemedim hem. Mantıklı, ciddi bir film değil, saçma; öyle adam da dövülmez tabanca da kullanılmaz. Ama güzel film atmosferi var acayip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bazı Cüneyt Arkın filmlerine espiri, komiklik şakalar filan eklenmiş ya buradan etkilenmiştir kesin deyyus. Cüneyt bir süreden sonra kendini Terence sanmaya başlamıştı hatırlarsanız. Hatta Türkiye televizyonlarındaki her şeyin yabancı kanallardaki başka bir şeylerin takliti olduğuna kesin kanaat getirdim. Bok herifler terens ve bad filmlerinin ismini "intik am peşinde" düzeyinde adlandırmaya gidip skik bir dublajla filmin ağzını kırıyorlar. Kendileri adi taklitler yapmakla kalmayıp kaliteli filmlerin de içine bloklar şeklinde bok bırakıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://isohunt.com/download/74478597/Lo+chiamavano+Trinit%C3%A0.torrent"&gt;TORRENT&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/15381/Lo-chiamavano-Trinit.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-1597594008137291523?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/1597594008137291523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/05/lo-chiamavano-trinita-1970.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/1597594008137291523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/1597594008137291523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/05/lo-chiamavano-trinita-1970.html' title='Lo chiamavano Trinità (1970)'/><author><name>Fatih Dayan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='25' src='http://bp2.blogger.com/_JsPVVOAFRR8/R9xO0c6vTrI/AAAAAAAAAGk/ZNDc1c3SekA/S220/e_dolphins.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_JsPVVOAFRR8/Sf8b5C4jfnI/AAAAAAAAATA/7tn6Hj1jfVI/s72-c/ads%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-5435241980483126576</id><published>2009-04-26T13:16:00.000-07:00</published><updated>2009-04-26T16:09:44.931-07:00</updated><title type='text'>Attack of the Killer Tomatoes! (1978)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SfTDR_pWJ0I/AAAAAAAAAa0/tcnmaTF3EC0/s1600-h/attack_of_the_killer_tomatoes.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 127px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SfTDR_pWJ0I/AAAAAAAAAa0/tcnmaTF3EC0/s200/attack_of_the_killer_tomatoes.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329098972996183874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;John De Bello&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;John De Bello, Costa Dillon. Bazı filmlerin yönetmeni ve senaristi aynı kişi oluyor, bir de senariste ek olarak bir adamın daha ismi geçiyor ya, bana hiç inandırıcı gelmiyor bu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Bence olay şu şekilde gerçekleşmiştir: John senaryoyu yazıyordur, Costa da ipsiz sapsız ibişin tekidir. John senaryoyu yazarken çat kapı gelmiştir bu Costa, bir süre bilgisayarın başında oturan adamın yanında oturan adam muamelesi yemiştir. John da ortamı ısıtmak için buna yazdığı senaryonun bir iki bölümünden bahsedince atlamıştır bu "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 153);"&gt;kanka bence orada şöyle olsun bak, çok komik bak burada böyle desinler ahahah&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;" filan diye fkir vermiştir. Kendi söylediğinin daha komik olacağı konusunda da iyice diretmiştir. John da az buçuk ikna olunca şakayla karışık "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 153);"&gt;kanka yazarsın artık ismimi bir köşeye, fikir benden çıktı eheh eheh&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;" demeye başlamıştır kesin. John da "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 153);"&gt;iyi, bir kıyağım olsun bare elemana&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;" şeklinde düşünerek yazmıştır ismini senarist diye. Eminim öyledir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;David Miller, George Wilson, Sharon Tyler(lan hayatımda ilk defa duyduğum isimleri sırf güzel dursun diye imdb'den bakıp bakıp şuraya yazıyorum ya, kendimden tiksindim sana yeminle)&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu film komik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yazsak ya, ne acaip olur, hiç taviz vermeden. Binlerce filmi izleyip sadece bu şekilde yorumlasak. "evet, güzel film" filan yazsa yorum olarak, o kadar. Ama yalandan değil, filmi gerçekten izledikten sonra "evet, bu güzel film" desek buradan. Aslında bir bakıma da yapılan odur. Sadece kendi yaptığımız için demiyorum, eleştri dediğin bundan ibaret aslında. O yüzden eleştirmenlik çok tırt geliyor bana, şuraya hayvan gibi film analizi yazsam da bir hafta sonra aklınızda sadece yazdıklarımın olumlu veya olumsuz oluşu kalır. Dengeyi kursam bile bir şekilde sonuç çıkartılır ondan, ya güzel filmdir ya değildir neticede.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Galip Tekin'i gözaltına almışlar. Babam seslendi şimdi salondan, alt yazı gibi geçti odamdan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bu güzel film yani, absürd komedi güzel bir şey zaten. Absürd ya, ne kadar saçma olursa olsun yaratıcı gibi geliyor. Ama bir toplantı sahnesi var, ufacık bir odada, sırf onun için izlenmeli. O bölüm gerçekten çok komik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de aldığım duyumlara göre yabancı menşeli ot kullanıcıları arasında hayli popüler bir filmmiş bu. Geçenlerde oldu öyle, filmi yeni izlemiş olmanın heyecanıyla"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;daz enibadi nov atek of dı kilır tomeytos?&lt;/span&gt;" diye sordum. Aradan biri çıkıp "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yea, evri viid smokır novz dis stupit muvi&lt;/span&gt;" dedi.&lt;br /&gt;Demek ki çok keş arkadaşı gelip anlatmış bu filmi, baymış adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuşturucunun bu tip zihin açıcı, daha doğrusu farklı düşünmeye sevkedici bir yanı vardır hani. Jim Morrison ve saz heyeti çölde yerler &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Peyote"&gt;peyote&lt;/a&gt;yi, zihinleri açılır, "rayd dı sneyk, rayd dı sneyyk" diye diye "The End" gibi muhteşem bir parçanın sözlerini yazarlar. Peyote yemişliğim yok ama bu tip zihin bulandırıcı maddeler benim zihnimi bulandırmaktan öteye gidemiyor. Öyle mal gibi oluyorum ben, uyumak istiyorum, uyuyorum, sabah da kendime gelebilmek için birbirinden saçma yöntemler düşünmeye başlıyorum. O anda düşünmeye sevkediyor galiba, belki de bu şekilde çalışıyordur. Ama o şevkle anlatılan randımanı almayı hiç başaramadım. Neyse o kadar da çok kullanmışlığım yok zaten. Ben becerememişimdir herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde bir arkadaşım aradı "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hacı bana bir iki film söylesene akşam indiriyim, bilirsin sen&lt;/span&gt;" dedi. Minibüsdeymiş, minibüs ambiansında nasıl oldu da aklına beni arayıp film sormak geldi anlam veremedim, tuhaf. Fonda gürül gürül ikarus motoru sesiyle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hocam, itörnıl sanşayn of dı spotlıs mayndı izledin mi, bak e klokvörk orınçı izlemediysen kesin indir veya direkt its olveyz sani in filedelfiya var dizi, onu indir sezon sezon...&lt;/span&gt;" gibi cümleleri olabildiğince hızlı kurdum. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neyse abi sen bunları liste yapar bana mesajla filan gönderirsin&lt;/span&gt;" dedi, kapattı. Bir daha aramadı. Kendimi Sıkılhan hissettim, bir o kadar da şerefsiz hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de şurada yazdığımız filmlerin en bol seedli torrent linki ile cuk oturan altyazı linkini yayınlama kararı aldım. Zaten filmi adam akıllı anlatmıyoruz, bare izlemek isteyene kolaylık sağlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En bol seedli &lt;a href="http://isohunt.com/download/35959503/attack+of+the+killer+tomatoes.torrent"&gt;TORRENT&lt;/a&gt;(isohunt)          &lt;br /&gt;Cuk oturan &lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/92197/Attack-of-the-Killer-Tomatoes.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt;(divxplanet)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-5435241980483126576?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/5435241980483126576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/04/attack-of-killer-tomatoes-1978.html#comment-form' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/5435241980483126576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/5435241980483126576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/04/attack-of-killer-tomatoes-1978.html' title='Attack of the Killer Tomatoes! (1978)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SfTDR_pWJ0I/AAAAAAAAAa0/tcnmaTF3EC0/s72-c/attack_of_the_killer_tomatoes.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-6725145786859727269</id><published>2009-03-27T13:38:00.000-07:00</published><updated>2009-04-26T16:17:48.152-07:00</updated><title type='text'>Hamlet 2 (2008)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Sc06rFu-eqI/AAAAAAAAAas/wH0RR4Me8Yo/s1600-h/Hamlet2poster-cso.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 130px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Sc06rFu-eqI/AAAAAAAAAas/wH0RR4Me8Yo/s200/Hamlet2poster-cso.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317971246942419618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Andrew Fleming&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Pam Brady, Andrew Fleming(lan iki kişi oturdunuz da bunu mu yazabildiniz anca, ibişler)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Steve Coogan(komik gibi, değil gibi), diğerlerini tanımıyorum, ben tanımıyorsam siz hiç tanımazsınız, lüzumsuz.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Bir klasik kaybeden adam hikayesi, adeta bir klişe. Hayatımdan 90 dakika çaldınız lan yine. Ben gerçi bunun böyle olacağını biliyordum. Cips almıştım, biram vardı, yağlı abur cuburun yanında bir de alkol alınca algılarım kapanıyor benim. İzlediğim film de basit olsun, sıradan bir komedi olsun dedim, zihnimi fazla meşgul etmeden zaman öldüreyim istedim.  O yüzden bunu izledim. İzlemez olaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klişeyi biraz açayım, bir denyo tiyatro öğretmeni var(Steve Coogan), abartılı komik hareketleri var işte bunun, patenle okula gidiyor, sakarlık, tuhaflık, mallık dizboyu. Sanıyor ki o böyle dingil hareketler yaptıkça biz ona gülüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra işte bu yeteneksizin önde gideni, aynı zamanda da sanat aşığı. Okul bütçe kısıtlamasına gidip tiyatro bölümünü kapatmak istiyor filan. Bu da bölümünü kurtarabilmek için bir takım ipsiz sapsız öğrencilerine Hamlet 2 adlı bir oyun yazıp oynatıyor, Hamlet'in saçmalıklarla doldurulmuş devamı şeklinde. Okul yönetimi oyunu ahlaki açıdan sakıncalı buluyor, mani olmaya çalışıyor. Sonunda da ipsiz sapsız ancak sevgi dolu öğrencilerin çabası ile ortaya güzel bir oyun çıkıyor, Steve başarılı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamlet 2 oyunu ile amerikan muhafazakarlığına minimal zeka ürünü eleştriler getiriliyor. Hem komiğiz, hem de mesaj veriyoruz hesabı. Cin fikirli senaristimiz de filmin bazı repliklerine içinde "ölü ozanlar derneği" geçen cümleler ekliyor ki, millet "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ölü ozanlar derneğinin yandan yemişi lan bu, kimi yiyonuz siz hırbolar&lt;/span&gt;" demesin. Öyle de çakalsın yani Andrew.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır ben şunu anlamıyorum; lan komedi yapıyorsun, komedi dediğin zeka ürünü tezatlar ile, beklenmedik olaylar, tepkiler, ile insanları güldürmeyi amaçlayan bir türdür. Tanımı şimdi götümden uydurdum, yine de anlatmak istediğim anlaşılmıştır herhalde. Tamam, belki insanlar Steve abinin Jim Carrey olma çabasını komik buluyor olabilir, onu da yap anlayışla karşılarım ama neden bu kadar klişe kullanıyorsun be hıyar evladım. Steve'i karısı terkediyor filan da kendini içkiye veriyor, sonra her şeyden vazgeçecekken sanat aşkı aşıladığı öğrencileri onu korkaklıkla suçluyor, gazlıyor. Madem komik olsun istiyorsun yapma bana bunu, bu klişeyi de tiye al. Başka şekilde bağla olayı, tiksindirtme kendinden. South Park var, 13 sezondur klişeleri tiye alıyor, 13 senedir de komik. Onu örnek al, biraz bir şeyler arakla yine ses çıkarmayacağım. Sene olmuş 2008, biraz geliştir lan kendini Andrew, olmaz böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Biraz da komplo:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ben bu tip filmlerin altında pis bir mesaj yattığına inanıyorum. Hani o kıytırık kişisel gelişim kitapları vardır ya, gazlar durur seni, pozitif düşün pozitif olsun, liderliğin sırrı, başarının anahtarı, 10 adımda seks kölesi ol vb... Bu filmlerin de o tip bir gayesi var kanımca. Filmin özünde ne oluyor: Bir adam başarması güç bir işe kalkışıyor, etrafında değersiz görünen insanların içlerindeki sevgiden besleniyor, onların desteğini alıyor, sonunda harika bir iş başarıyor. Bir an tüm yaptıkları boşa çıkma noktasına geliyor ancak bir şekilde, biraz da şansının yardımıyla, her şey yoluna giriyor. Karakteri de güçleniyor bunları yaparken, sürekli onu ezen insanlara bir bölümde çok şekilli karşı koyuyor, sürekli dayak yiyen adamsa cesaretini topluyor dayak atıyor, esas oğlanla empati kurmayı alışkanlık edinmiş seyirci de mutlu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaylar zinciri farklı konular üzerine aynı şekilde işlene işlene sonunda bilinçaltına şu mesaj yerleştiriliyor. Her şey kötü gidebilir, başarısız olabilirsiniz, kaybedebilirsiniz, birileri tarafından hor görülen karaktersizin teki de olabilirsiniz ama son ana kadar yılmayın, bir şekilde düzelecektir her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi diyeceksin ki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ee ne güzel işte, umut aşılıyor insanlara, pesimist yapaydı bizi daha mı iyiydi?&lt;/span&gt;".  Dünya öyle değil ki be güzel kardeşim, milyonda bir ihtimal o senaryonun gerçek hayatta takip edilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ki zaten asıl amaç da sizi geleceğe umutla bakan, pozitif düşünen, mutlu insanlar yapmak değil. Kendi koydukları hedeflerin sürekli peşinde koşturmak. Siz koşacaksınız ki farkedemeyeceksiniz olanı biteni. Önce gözünüz boyanacak, doğduğunuz ortama uygun hedefleriniz sunulacak, ev mi, araba mı, kitap yazmak mı, zengin olmak mı, ünlü olmak mı, karakterinize göre birini seçeceksiniz. Sıçana kadar koşacaksınız peşinde, sıçınca da şansınız filmdeki kadar yaver gitmemiş olacak.Sonra sıçana kadar başka bir şey denersiniz muhtemelen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki sıçma ihtimalinizin yüksekliğini mutlak haliyle kabul etseniz, başından hedef koymakla da uğraşmayacaksınız. Gerçekleşmesi muhtemel geleceği benimseyeceksiniz, bunu da kendinize fazla dert etmeyeceksiniz, keyfinize bakacaksınız bir şekilde. Bu sizden nemalananların işine gelmez. Onlar ister ki siz hep daha fazlası için çabalayın, yarışın birbirinizle, paylaşım kavgasında galip gelmek için her yolu deneyin. Nasılsa ne kazanırsanız kazanın onlardan alacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip filmlerin, kişisel gelişim zırvalarının tek amacı sizi motive etmek. Motive olun ki işe yarayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Andrew ve benzeri şeytanın evlatlarının tek gayesi budur. Aha size hakiki the secret, şu üstteki üç paragraftan ibaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yazı bittiğinde şunu söylüyordu: Dürüyemin kalayları güğümlüü ahhh kalaylııı ahh gülaylııı ahh....&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OHA:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Az önce post gönderdikten sonra gözüme çarptı bu aşağıdaki gadget teşvik linki. Geri döndüm. Google'a zerre saygım kalmadı sana yemin ediyorum. Bu ne laubalilik lan böyle. Hava atmak nedir ya.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"İzleyicilerinizle hava atın!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir izleyici kitlesi edinin ve herkese kimlerin dinlediğini gösterin. &lt;/span&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="javascript:void(0)" onclick="'openPopup("&gt;Gadget'ı şimdi ekleyin!&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Ayriyetten bir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;izleyici &lt;/span&gt;kitlesi edinip herkese nasıl kimlerin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;dinlediğini&lt;/span&gt; göstereceğiz, o da merak konusu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Ne dinleyecekler ki?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://isohunt.com/download/55516869/hamlet+2.torrent"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;TORRENT&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/115337/Hamlet-2.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt; (cuk)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-6725145786859727269?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/6725145786859727269/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/hamlet-2-2008.html#comment-form' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/6725145786859727269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/6725145786859727269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/hamlet-2-2008.html' title='Hamlet 2 (2008)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Sc06rFu-eqI/AAAAAAAAAas/wH0RR4Me8Yo/s72-c/Hamlet2poster-cso.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-628328355620392221</id><published>2009-03-12T16:01:00.001-07:00</published><updated>2009-04-26T16:24:06.284-07:00</updated><title type='text'>The Dreamers (2003) mim*</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SbmUclBtX7I/AAAAAAAAAaU/Mx3Ki4dh-Vc/s1600-h/dreamers-4atnoceg4.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 142px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SbmUclBtX7I/AAAAAAAAAaU/Mx3Ki4dh-Vc/s200/dreamers-4atnoceg4.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5312440454156738482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Bernardo Bertolucci&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Gilbert Adair&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Michael Pitt, Eva Green, Louis Garrel(bunlar kimdir nedir çoğunuz pek bilmiyorsunuz, link filan da vermiyoruz zaten merak eden araştırır, Michael Pitt'i biliyorum ama, hey joe'yu götüyle söylemişti, var mp3'ü, Last Days filminde Kurt Cobain olup olmadığı şaibeli Kurt Cobain'i canlandırmıştı, öyle çok yönlü bir insan)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Kullanıcı yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Bu "kullanıcı yorumları" aslında IMDb'de geçen "user comments", türkçeleştirince çok manasız oluyor, anlaşılmıyor. İzahın mizahı öldürüşü açık bir gerçek iken ben neden açıklama gereği duydum, hiç bilmiyorum.&lt;br /&gt;Neyse efendim, mimimiz var: &lt;a href="http://5posta.com/"&gt;5posta&lt;/a&gt;'dan bir mim gelmiş, özetle "&lt;a href="http://5posta.com/turk-blogosferinde-ahlak-erozyonu/"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;blogküreden en çok kimi yemek isterdiniz?&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;" şeklinde. Mimimiz var ne lan, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;mimi&lt;/span&gt;. Fare-köpek kırması gibi.&lt;br /&gt;Bu filmi de mime geçmeden bir çıkış noktası yakalayabileceğim ümidiyle seçtim. Yakalayamazsam da mühim değil, uydururum ben onu bir şekilde.&lt;br /&gt;Film, birbirine haddinden fazla bağlı ikiz kardeşleri ve bir anda kendisini onların arasında bulan Michael Pitt'i anlatıyor, Michael Pitt hiç şarkı söylemiyor, seviniyoruz.&lt;br /&gt;Bu iki farklı cinsten, dünyaya kapalı, film bağımlısı ikiz kardeşler de birbirlerine öyle bağlı ki aralarındaki ensest ilişkiyi ensest olarak bile değerlendirmiyorlar, ikisi tek bir insan gibi. Michael da en başında şaşkınlıktan ayılıyor bayılıyor, dolaplara saklanıyor ama bir şekilde alıştırıyor kendini bu duruma. Film bağımlısı kardeşlerin abuk oyunlarına katılıyor. Bin yılın klasiği &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"doğruluk mu, cesaret mi?"&lt;/span&gt; oyununun en acımasız haliyle yüzleşiyor. Onlardan biri olabilmenin keyfini yaşıyor. Evden çıkmayan, televizyon izlemeyen, sürekli filmlerden ve müzikten bahseden bu üçlünün ortalıkta anadan üryan gezişine gözümüz alışıyor, hepimiz birer Michael olup çıkıyoruz izlerken. Isabel'e onu sevdiğini anlatmaya çalışan balkon dudak Michael, Isabel'in aşk ve sevgili gibi kavramlara ne kadar uzak olduğunu görünce, kardeşlerin yaşayış biçimini sorgulamaya başlıyor. Zaman zaman aralarında bir takım gerginlikler yaşanıyor. Böyle böyle Bertolucci bize insan ilişkilerine farklı açılardan bakmamızı sağlayan bir pencere açıyor. Biz de etkileniyoruz, güzel film diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden diyoruz, çünkü farklı açıdan bakabiliyoruz. Gördüğümüz dünya böyle ama bir de böylesi var diyoruz, çelişkileri farkediyoruz, eleştriyoruz. Farklı açıyı yakalayıp bize onu etkileyici biçimde sunabileni de yaratıcı olarak adlandırıyoruz biz. Ufkumuzun genişlediğini hissettikçe mutlu oluyoruz.&lt;br /&gt;Biz bir nebze düşünebilen insanlar olarak böyleyiz, bir de hıyarlar var. Hıyarlar, 90 dereceden ötesini kaldıramıyor, hıyarlar diğer hıyarlara kurallar koyuyor ki açıyı değiştirip sapıtmasınlar, kural koyulan hıyarlar da memnuniyetle bu kuralları benimsiyor, kendilerinden daha hıyar hıyarlara bu kuralları aktarıp öyle yaşayıp gidiyorlar, kuralların adı da bir süre sonra tabuya çıkıyor. O yüzden biz o insanlara hıyar diyoruz. Onlar da bize küfür filan ediyor için için, ama pek kale almıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz son zamanlarda hıyarlaşmanın bir akım haline geldiğini görüp üzülenlerdeniz. Politik, kültürel ve bilumum nedenlerini yazmaya veya tartışmaya kalkarsak dibini bulamayız, o yüzden hiç girmiyorum ama hıyar sayısının hızla artışı bir gerçek. 5posta bu hıyarlaşmanın cinsellik bölümüne uzun zamandır parmak basmak isteyen bloglardan biri(belki de teki), o yüzden destekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de kelleyi ortaya koyacaktık, unutmadan yazayım. Blogküreden &lt;a href="http://benyaptim.org/"&gt;remedios&lt;/a&gt; derdim. Fenasi'nin de dediği gibi bu seçimde herhangi bir fiziksel değerlendirmede bulunmamız pek mümkün değil, bunun böyle oluşu da olayı güzel kılıyor bence, en azından fiziksel çekiciliğe yoğunlaşıp "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sen ne diyorsun öyle hayvan, abilerim uydudan adresini tespit etti, sonun kanlı olacak&lt;/span&gt;" tepkisi almamızı engelliyor. Engellemiyorsa hoş olmayabilir tabi, bilmiyorum, en kötü Fenasi azmettirdi deriz.&lt;br /&gt;Remedios'un ortada bir resmi, görünümüne ilişkin herhangi bir ipucu, olmadığı gibi blogu da yoruma kapalıdır, kendini anlattığından ötesi ulaşılmazdır. Böyle oluşu ulaşamadığımız eksik kalan bölümleri istediğimiz gibi doldurmamıza olanak tanıyor, ortaya bir dünya harikası çıkıyor. Ancak o blogta bana çok çekici gelen bir &lt;a href="http://timesonline.typepad.com/photos/uncategorized/2008/04/15/pushing_daisies_3.jpg"&gt;Pushing Daisies&lt;/a&gt; havası var. Mizahla karışık görülmemiş bir sevimlilik, bir masumluk var. Okurken, sanki rengarenk yastıkların ortasında pijamalarıyla oturmuş ufak tefek bir kız şirinlikler yapıyormuş gibi bir izlenim bırakıyor. O yüzden remedios derim.&lt;br /&gt;Ne yapayım abi, sevimli seviyorum ben. Siz orada office lady filan diye gitmişsiniz ama.&lt;br /&gt;Bu mimi de &lt;a href="http://www.buzcevheri.com/"&gt;Buzcevheri&lt;/a&gt;'ne gönderirim, &lt;a href="http://plastikdeformasyon.blogspot.com/"&gt;Pudra&lt;/a&gt;'ya gönderirim ne bileyim işte &lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com/"&gt;Ters Meditasyon&lt;/a&gt;'a gönderirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Spoiler köşesi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Unutmuşum lan ben bunu, son anda aklıma geldi. Neyse işte filme spoiler olarak, Isabel'in, Michael(lan ne andım adamın adını, maykıl aşşaa maykıl yukarı, filmdeki karakter de Matthew'dur aslında) ile ilişkiye girerek bekaretini kaybettiğini ekleyebiliriz, bir sürpriz gibi karşılıyoruz çünkü filmde. Sonunda da ikiz kardeşler 68 Fransa'sında çıkan ayaklanmalara katılıyorlar, Michael şiddet kullanımına karşı çıkıyor. Son olarak, faşizme gösterilen tepkinin şiddet içermesini eleştiren bir mesaj daha vermiş oluyor film. Ayriyetten yemişim öyle mesajı, hiç yapmasaymış daha iyiymiş, çocukça olmuş.&lt;br /&gt;Böyle bir şey işte, indirin izleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://isohunt.com/download/51551177/the+dreamers.torrent"&gt;TORRENT&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/m/268/The-Dreamers.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt; (emin olamadım, seçin oradan FPS'si tutanı) &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-628328355620392221?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/628328355620392221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/dreamers-2003-mim.html#comment-form' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/628328355620392221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/628328355620392221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/dreamers-2003-mim.html' title='The Dreamers (2003) mim*'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SbmUclBtX7I/AAAAAAAAAaU/Mx3Ki4dh-Vc/s72-c/dreamers-4atnoceg4.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-5230722905583101767</id><published>2009-03-08T20:57:00.000-07:00</published><updated>2009-04-26T16:32:53.252-07:00</updated><title type='text'>Kin-Dza-Dza! (1986)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SbSTqQd6HEI/AAAAAAAAADA/D_ko1c0nIjI/s1600-h/200px-Kino10.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 129px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SbSTqQd6HEI/AAAAAAAAADA/D_ko1c0nIjI/s200/200px-Kino10.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311032214760856642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Georgi Danileya&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Georgi Danileya, Revaz Gabriadze (Gürcügücü)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Patsaklar, Chatlanianlar, Etsiloplar ve bilumum güzel insan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Koo!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Spoiler Köşesi&lt;/span&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinema tarihinin en iyi filmi mi? Belki. Yazması en zor film mi? Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Koo!&lt;/span&gt; diyerek geçmek istiyordum zira bu filmin dehasına uygun bir yazı yazabilecek kadar kifayetli bulmuyorum kendimi. Zaten Plukan dilinde üç beş sözcük var, diğer her şey &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Koo&lt;/span&gt; kelimesiyle ifade ediliyor. O yüzden bu film için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Koo&lt;/span&gt; diyorum başka bi şey de demiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyorum tamam. Mutlaka bi şeyler yazmam gerekli. Hayatımı değiştiren film mutlaka üzerinde konuşulacak etkiler bırakmıştır bünyemde. O kadar berbat filmler izlemek zorunda bırakıldık ki şu zamana kadar, izlediğim filmlerden keyif alabileyim diye beraberinde içtiğim bira ve yediğim cipsler yüzünden göbek yaptım. Ta ki Kin-Dza-Dza'yı bulana dek. O andan itibaren insan beynine olan güvenim tazelendi, kendimi yeniden doğmuş gibi hissettim. O ana kadar filmlerde görüp de etkilendiğim her fikirden, güldüğüm her espriden, kısacası beğendiğim her şeyden utanç duydum. Hepsi o kadar ufaldı ki gözümde, gerzek filmler izleyip mutlu olma zevkinden ömür boyu mahrum kalacak şekilde lanetlendim. Çıta bambaşka bir galaksiye taşınmıştı artık Georgi Daneliya tarafından. Of neden izledim bu filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada tarihe geçecek bir beyanatta bulunayım, bu blogun fikri de aha bu filmden gelmiştir. Sayın Portakal size söylüyorum, sinema blogu açalım derken niyetim Kin-Dza-Dza'nın aşağısına her türlü bok atmak, karalamak, lekelemekti. Hamdolsun iyi iş çıkarttık şu vakte kadar, gerçi Kin-Dza-Dza kadar absürd olamayacağımız için bu işi burada bıraksak daha mı mantıklı olur? Evet daha mantıklı olur o yüzden bırakmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi film üzerine konuşacam ama ter bastı. Yahu adam makarna almaya alışverişe çıktığında yolda karşılaştığı bir Gürcü'nün ısrarıyla berduşun tekine yardım etmek zorunda kalıp, Moskova'dan Kin-Dza-Dza galaksisindeki Pluk gezegenine ışınlanırsa, ben orada klavyemi yumruklarım. Şimdi filmin başındaki bu olay o kadar görkemden uzak, o kadar alelade bir şekilde oluyor ki önümüzdeki 2 saati sinir bozulumu içerisinde geçiriyoruz. Misal berduş zannedilen uzaylının çıplak ayaklarına, sanki Paradjanov filminde bir şeyi sembolize ediyormuşçasına öyle bir zoom yapılıyor ki, o an bunun bambaşka bir film olduğunu idrak ediyoruz. Berduşun elindeki cihaza hiç tereddütsüz basan ve kendini bir anda ne idüğü belirsiz bir çölün ortasında bulan ikilinin surat ifadeleri ve verdikleri tepkiler dikkatle incelenmeli. Hepsi birbirinden sikim gibi olan üniversitelerimizde sinema okutuluyor ama oralarda bu sahnelerin incelenmediğini biliyorum. E olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihaza dokunuşun ardından kendimizi öyle absürd, öyle distopik, öyle post-apokaliptik bir gezegende buluyoruz ki biraz spoilerlandıra spoilerlandıra tanıtmak icap eder. Efenim gökyüzünden süzülerek ikilimizin yanına iniş yapan tuhaf aracın içinden dünya tatlısı iki arkadaş iniyor ki kendileri filmin afişinde gördüğünüz tipler. Aracın duvar yatağını andıran kapısı iniyor ve Pandora'nın kutusu açılmışçasına içinden tuhaflıklar fışkırıyor. İsimlerini hatırlamadığım bu abiler saçmasapan bir dans eşliğinde Koo diyerek karşılıyorlar bizim dünyalıları. Bundan sonraki sahnelerde, geçmiş yazılarımda bahsettiğim 'seyirciye gerizekalı muamelesi yapan' filmlerdeki, hani o öküzlere hitap eden siyasi mesajlara veryansın edişimin parodisi sunuluyor. Ben de gidip öküz gibi vurgulamıycam indirin izleyin izlemediyseniz, çünkü bu sahnelerde Georgi Danileya, "Mesaj böyle verilir, period." diyor. Hayır o demiyor ben diyorum, bu yazıyı okuyan geleceğin yönetmenleri de lütfen bu anlayışla versinler mesajlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin gerisi de bir muazzamlık abidesi olarak kalmış hafızamda, yani daha fazla spoiler veremiycem hadi iyisiniz bu sefer. Hatta Günün Pisliği bölümümüze kıyasla hiç spoiler vermedim denebilir. Bu filmin bendeki özel yeri dolayısıyla böyle bir kıyak geçiyorum. Bir de filmin sonlarına doğru extraterrestrial güzellikte bir hatunla karşılaşıcaksınız diyip filme daha fazla ilgi çekmeye çalışayım, o derece seviyorum bu filmi. İlerleyen zamanlarda daha fazla Mosfilm yapıtlarıyla karşınızda olmayı planlıyorum, ama aslında hiçbir şey planlamıyorum ne olacağı belli olmaz. Hatta o kadar plansız programsız bir hayat yaşıyorum ki şu an sabah ezanı okunduğunu duyana kadar saatten haberim yoktu, zira bir iki saate kadar yollara düşmem gerekiyor. Hadi koo!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://isohunt.com/download/48771492/kin+dza+dza.torrent"&gt;TORRENT&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/s/34900/Kin-Dza-Dza.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt; (cuk)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-5230722905583101767?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/5230722905583101767/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/kin-dza-dza-1986.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/5230722905583101767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/5230722905583101767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/kin-dza-dza-1986.html' title='Kin-Dza-Dza! (1986)'/><author><name>J.R.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06479944098578279636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SbSTqQd6HEI/AAAAAAAAADA/D_ko1c0nIjI/s72-c/200px-Kino10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-3234107043119428919</id><published>2009-03-07T14:04:00.000-08:00</published><updated>2009-04-26T16:38:31.176-07:00</updated><title type='text'>The Kite Runner (2007)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SbLxoc4EWbI/AAAAAAAAACg/F-5yqeIJHZw/s1600-h/kite_runner.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 128px; height: 190px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SbLxoc4EWbI/AAAAAAAAACg/F-5yqeIJHZw/s320/kite_runner.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310572587871656370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Marc Forster&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;David Benioff, Khaled Hosseini (kitabı yazan herif, filmde cameo da yapıyor. bkz: aşağı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Emir, Hasan, Baba, Ömer, Kemal&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıaaah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir hafta önce, yıllardır çektirmemiş olduğum çürük dişim sonunda ağrımaya başladı ve beni acılar içerisinde dişçi koltuğuna gönderdi. Fakat enfeksiyon neyin kapmasın diye dişin çekilmesinden önceki bi kaç gün antibiyotik kullanmak icap ettiğinden dişim ağzımda eve geri döndüm. Her gece daha da şiddetlenerek ağrıyan ve çenemden başlayarak bütün sinirleri gezen bu tadına doyulmaz ağrı neticesinde, şu an sabahın 7'sinde uyanmak üzere yatakta olmam gerekirken sizlerleyim. Dünyada babadan kalma yöntemlere en çok sadık kalınan sektör olan dişçilik, tıpkı birazdan inceleyeceğimiz film gibi çok yavaş ilerliyor. Adamlar sıfırdan penis yaparken dişçiler çekilen dişin etrafındaki sağlam dişleri parça pinçik etmeden yenisini yapabilmeyi daha yeni yeni beceriyorlar. Penseyle dişe asılmaktan iyice kaslanan dişçi dostlarımızı biraz da kafalarını yormaya davet ediyorum. Bulun artık yeni bi yöntem yahu, pense ne zaman icat olundu bilmiyorum ama neolitik çağlarda da buna benzer yöntemler kullanılıyordu muhtemelen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birazdan inceleyeceğimiz film dedim ama henüz hangi film olduğuna karar verebilmiş değilim. Yaptığım girişe uygun bi film seçmek üzere arşivime başvuruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bunu seçtim, The Kite Runner. Dişim kadar çürümüş sinema anlayışının yakın tarihli örneklerinden Slumdogshit'le de bi çok açıdan benzerlik gösteriyor. Klişe desen gırla, sığ siyasi mesajlar desen ohoo, oyunculuk desen bi tek Hassan adlı veleti beğenmiştim, tam 40 yaşındaymış gibi oynamak zorunda bırakılan çocuk tiplemesi. Bu arada çocukcaaz filmde tecavüze uğradıktan sonra yaşadığı mahallede insan içine çıkamaz duruma gelmiş. Afganistan zor memleket.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SbL4zbCbN0I/AAAAAAAAACw/iVbCcwAyzdg/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 162px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SbL4zbCbN0I/AAAAAAAAACw/iVbCcwAyzdg/s400/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310580472938182466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Spoiler Köşesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izledikten sonra biz de tıpkı Hassan gibi, psikolojik travmalar yaşıyoruz, ruh sağlığımız bozuluyor. Tıpta ruh hastalıklarıyla ilgilendiğini iddia eden bilimsel bir dal oluşu da çok ilginçtir ayrıca. Neyse efenim Amerika objesi, sömürü yetmezmiş gibi bi de kendi politikalarının sorumlu olduğu tablonun filmlerini yaparak bizimle dalga geçmekte, sığ beyinli insanları 'sinemanın büyüsüyle' bi güzel zikmektedir. Devletle sinema arasındaki ilişkiden geçen yazılarımızda bahsetmiştik, tatmin olmayanlar gidip tatmin olsunlar. The Kite Runner türevi filmlerdir Marshall planının hala yürürlükte oluşunun ispatı. Sömürü, işgal gibi faaliyetlerden en çok nasibini alan ülkeler, aynı zamanda sömüren ülke halkı gözünde en fazla merak uyandıran ülkeler haline gelmekte (İngilizlerin Hindistan kültürüne olan merakı gibi), büyük stüdyolar da bunu dramatize etme görevini üstlenmektedir. Bu filmin de Afganistan'ı ele alış biçimi, Rambo 3'ten farklı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçelim spoilerlara, film 'mutlu son'la bitiyor. Başroldeki kazma karısı ve hatırladığım kadarıyla Hassan'ın oğluyla (Hassan ölmüştü galiba bi şekilde) uçurtma uçuruyor son sahnede. Kendini Sovyetler'den de Taliban'dan da uzak, muhteşem Amerika'nın muazzamlığına bırakıyor. Düzenli bir seks ve uçurtma yaşamı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://isohunt.com/download/39001947/the+kite+runner.torrent"&gt;TORRENT&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/m/15108/The-Kite-Runner.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt; (oradaki DVDRip'lerden biri ama hangisi)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-3234107043119428919?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/3234107043119428919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/kite-runner-2007.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/3234107043119428919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/3234107043119428919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/kite-runner-2007.html' title='The Kite Runner (2007)'/><author><name>J.R.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06479944098578279636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SbLxoc4EWbI/AAAAAAAAACg/F-5yqeIJHZw/s72-c/kite_runner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-8621251704038325215</id><published>2009-03-05T15:59:00.000-08:00</published><updated>2009-04-26T16:45:41.023-07:00</updated><title type='text'>Street Fighter: The Legend of Chun-Li (2009)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SbBo8VKWUwI/AAAAAAAAAZ0/OoSAIeBUV_o/s1600-h/chun+li.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 135px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SbBo8VKWUwI/AAAAAAAAAZ0/OoSAIeBUV_o/s200/chun+li.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309859346351805186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Yönetmen:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Andrzej Bartkowiak(bu herif bu isimle dünya çapında yönetmen olsun, ben o günden itibaren kabzımallığa başlarım, yepyeni bir kariyer çizerim kendime)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senaryo:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Justin Marks(ismi güzelmiş, harcanıyor bence böyle filmlerde)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Oyuncular:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Bir takım meşhur olamamış insanlar, resimlere baktım Chun Li &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; color: rgb(0, 0, 153);" href="http://images.google.com.tr/images?gbv=2&amp;amp;hl=tr&amp;amp;q=Kristin+Kreuk&amp;amp;btnG=G%C3%B6rsellerde+Ara"&gt;betonmuş&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);font-family:verdana;" &gt; ama.&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Kullanıcı yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ben bu filmi izlemem, kimse de izlemez bence. Zaten büyük olasılıkla vizyon dertleri, beğendirme çabaları da yoktur. Azerbaycan televizyasına, Kazakistan'a filan satmışlardır filmi. Onlar da öyle gece yayınında boşluk doldursun diye yayınlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Zaten fikir yanlış. Zamanında Street Fighter filmi çekildi mi, çekildi. Şu blogun yazarları olarak biz ikimiz, hatta yanımızda babalarımızla, gittik sinemada izledik. Çok iyi hatırlıyorum ben o günü. Filmin finalinde Gayl(Vandam), Mistır Bizona tarak çekti de aklımız kaydı orada. Dalsım filmin başında Blanka'yı yaratıklaştırmakla görevli bir bilimadamıydı(ne biçim bir uzmanlık alanıysa) , ne zaman bir kaza olacak, ne zaman radyasyondan etkilenecek kolu bacağı uzayacak diye esefle bekledik.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Biz o vakitl&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;er Konami'nin çocuklarıydık, ekranda gördüğümüze hükmedebilmenin zevkini tadabilmek için 2.500 liraya jeton alıyorduk. Oyunu Ken'le bitiren Ken tatile çıktı, Honda'yla bitiren Honda anasını babasını aldı Çunli'yi istemeye gittiler diye ballandıra ballandıra anlatıyordu mahallenin çocuklarına. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Programı bile yapıldı, Hugo'nun tahtını elinden alamadı tabi Tolga abi faktörü büyük, yarışmaya bağlanıp günün birinde telefon tuşlarıyla büyü atmayı başarabilecek çocuğu bekledik hep. Bağlanan her çocuk ısrarla Dalsım'ı seçiyordu, numarayı ilk düşürüp Dalsım'ı seçebilen çocuk uzayan uzuvlarıyla diğer şanssız çocuğu sille tokat manyağı yapıyordu. Bu uygulamanın adaletsiz olduğuna kanaat getiren yarışma sunucusu bir gün çıkıp programın başında "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;evet çocuklar bugün Dalsım hasta, o yüzden dövüşemeyecek&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;" demişti de o küçümen aklımla bile krizlere girmeme neden olmuştu. Bazen de idealist çocuk denk gelirdi, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Dalsım'ı seçebilecek avantajlı konumda olmasına rağmen çirkeflik yapmazdı, alırdı ya Ken'i ya Riyu'yu paşa paşa yerdi dayağını. Karakterlere gönül vermiş çocuktu o, karizmasına düşkündü. Şimdi de kesin çok iyi yerlere gelmiştir o ısrarla Ken'i seçen çocuk. Çok başarılı olmuştur, ben buna eminim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Biz teknolojinin hızlı gelişimine anbean şahit olmuş çocuklardık. İlk animasyon film Toy Story'yi de sinemada izledik bizler. Tetris'in doğumuna tanıklık ettik, en azından bu topraklarda. İnanıyorum ki şu Transformers filmi, o vakitler ben çizgi filminin hastasıyken yapılmış olsa,  sinema salonundan arabaya dönüşüp çıkardım. Mazda olurdum, hani farları kaputun içine gömülü olan var ya. Çocukluğumda etrafta görebileceğim en fantastik, en etkileyici arabaydı o. Hala da görüyorum sağda solda hoşuma gidiyor.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence bizler çok güzel bir zaman diliminde büyüdük. Hem bir takım çizgi filmler, oyunlar ile yaratıcılığımızı körükledik. Mutantı,dna sarmallarını, cyborg ile robot arasındaki farkı, radyasyonun yeşil olduğunu(o yanlış sanki), paralel boyutları ve &lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SbCIxUeaa1I/AAAAAAAAAZ8/RvR9bF40i7o/s1600-h/ayem%C3%A7unli.png"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 142px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SbCIxUeaa1I/AAAAAAAAAZ8/RvR9bF40i7o/s200/ayem%C3%A7unli.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309894341561051986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;bir takım canlıların o boyutlardan buraya yolculuk yapabileceğini, solucan deliklerini, boyut kapılarını, uranyumun muazzam enerji kaynağı olduğunu... Tahayyülü ve kavranması güç bir çok terimi bilinçaltı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;mıza yerleştirdik, dolayısıyla da üretken olduk. Aynı zamanda teknolojiye hükmetmeyi öğrendik. Bir yandan da çocuk sosyalliğinden payımızı aldık, mahalle maçlarına çıktık, bisikleye bindik, ebe tura birküç...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Sen şimdi yap Çunli'nin filmini, kim niye izlesin yavrucum Çunli'yi. Paranız mı çok, yoksa ben hepten yanılıyorum da gerçekten dünyada hala bizim o zamanlar aldığımız tadı yakalamış bir çocuk topluluğu mu var. Dünyanın en aptalca yatırımıdır bence bu filmi çekmek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Ben önceden bu sürede daha fazla yazıyordum ya. Bak saatlerdir yazıyorum, şimdi bir skrolu yukarı kaydırdım baktım yazının uzunluğuna, pek de bir şey yazmamışım. Performans düşüklüğü müdür nedir. Neyse spoiler köşesi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Spoiler köşesi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;(evet iki tane oldu):&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Street Fighter filminde bu Çunli gazeteciydi, sonra bir şekilde olaylara karışıyordu. Muhtemelen bu filmde olayların ardından yuvasına dönüp mesleğini icra etmeye devam ederken, bir takım kötü niyetli insanlarla başetmek zorunda kalır. Çunli'nin ailesi, büyük büyük dedeleri filan bir efsanenin parçasıdır. Çunli'nin onlardan kalan bir madalyonu, bir eşyası bir şeyi vardır. Veya kehanetin gerçekleştirilmesi için gereken kilit şahıs niteliğinde alıkoyulması icap eder. Kötü adamlar musallat olur, istediklerini yaptırabilmek için en yakınından birini esir alırlar. Sonra Çunli bu adamlarla mücadele eder, işin içine polis/dedektif ayarında bir karakter daha karışır. Filmin bir bölümünde bir Street Fighter karakteri daha görünür(tahminimce Honda). Finalde Çunli ile kötü adamlar paşası arasında hafif koreografik bir dövüş sahnesinin ardından Çunli, bir senarist için düşünmesi en fazla 5 dakika sürebilecek bir akıl oyunu ile kötü adamlar şahını mat eder. Sevdiklerini kurtarır. Biter.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Buna benzer bir şey değilse gelin beni odunlarla dövün. Yaa Justin efendi, öyle afilli isimle olmuyor o işler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://isohunt.com/download/39395942/forest+gump.torrent"&gt;TORRENT&lt;/a&gt; (Forest Gump bu, Chun-Li izlenir mi lan, haha)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/m/15/Forrest-Gump.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-8621251704038325215?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/8621251704038325215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/street-fighter-legend-of-chun-li-2009.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8621251704038325215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8621251704038325215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/street-fighter-legend-of-chun-li-2009.html' title='Street Fighter: The Legend of Chun-Li (2009)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SbBo8VKWUwI/AAAAAAAAAZ0/OoSAIeBUV_o/s72-c/chun+li.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-7778297499811846906</id><published>2009-03-02T14:35:00.000-08:00</published><updated>2009-04-26T16:50:48.955-07:00</updated><title type='text'>Monty Python and the Holy Grail (1975)</title><content type='html'>&lt;a style="font-family: verdana;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Saxk7PI3k0I/AAAAAAAAAZU/bLn0yL8_CoM/s1600-h/monty_python_and_the_holy_grail_ver1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 128px; height: 190px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Saxk7PI3k0I/AAAAAAAAAZU/bLn0yL8_CoM/s200/monty_python_and_the_holy_grail_ver1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308729029601760066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Terry Gilliam, Terry Jones (teriler prodakşın)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Komple Python altılısı, boy sırasına göre; Terry Gilliam, Terry Jones, Micheal Palin, John Cleese, Eric Idle, Graham Chapman. Hepsi birden yazıyor, hepsi çok komik insanlar. Elleri öpülesi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Yine bu bahsettiğimiz altı kişi. Nasıl bir yetenek nasıl bir deha, bir deği,l iki değil bu kıvamda tam altı kişi bir araya gelmiş. Gözlerim doldu sana yemin ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu, dünyanın en komik en muhteşem filmidir. Bu film izlenmeden başka komedi filmi izlenmemelidir, hatta gülünmemelidir bile.  Bu filmi izlememiş biri espri yapıyorsa ben ona Suç ve Ceza'yı bile okumadan edebiyat eleştrisi yazıyormuş gözüyle bakarım. Modern mizahın kurucusudur bu adamlar, zamanının ötesindedir, devrimdir adeta, uzaylıdırlar. Kıvıramayacağım ben galiba bu işi. Böyle film eleştrisi mi olur lan, methiyeler düzdüm filme. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ama abartmıyorum yani, bu film kesinlikle izlenmiş olmalı. İzlenmese de bilinmeli Monty Python. Yarın bir gün bahsi geçer, en azından "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;aa duymuştum ama hiç izlemedim&lt;/span&gt;" dersiniz, kayırırsınız kendinizi. Güzel intiba bırakırsınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;O da ne güzel bir kalıptır öyle; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;duymuştum ama hiç izlemedim/dinlemedim&lt;/span&gt;", &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"hakkında bir şey sorarsan bilemem ama ilk defa senden duyduğumu da kanıtlayamazsın, her türlü berabere biter bu sohbet"&lt;/span&gt;, demek gibi bir şeydir. İşini bilen adamın yapması gerekendir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bilmiyorum demek olmaz. Çok komplike olmadıkça bir şeyi bilmemek utanç vericidir her zaman.  Ondan yapmayın bunu, bön bön bakmayın. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ki-duk Kim&lt;/span&gt;" diyene şaban gibi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bilmem, kim ki?&lt;/span&gt;" cevabını veremezsiniz. En azından ismini duymuş olun, çok gerekirse izlersiniz bir iki filmini.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Rafine adamın el kitabından bir pasaj sunmuş oldum böylelikle sizlere. Spoiler bölümüne geçiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Spoiler Köşesi(geçtim):&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Filmin spoiler verilecek bir tarafı yok, zaten her sahne farklı bir skeç edasında. Finalde ne olacağı da öyle pek meraklandırmıyor(bu kesinlikle filmin eksisi değil). Aslında filmin bir finali yok bile diyebiliriz, kutsal kase peşindeki çeşitli maceraların ardından briton ordusunu tutukluyorlar, odur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu arada "tayaepsı" çerkesce "teşekkür ederim" demekmiş, az önce öğrendim. Ne işinize yarar bilmiyorum ama lazım olur, duymuş ama telaffuz edememiş olursunuz. Olur öyle arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/m/15/Forrest-Gump.html"&gt;TORRENT&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/sub/m/1411/Monty-Python-and-the-Holy-Grail.html"&gt;ALTYAZI&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-7778297499811846906?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/7778297499811846906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/monty-python-and-holy-grail-1975.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/7778297499811846906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/7778297499811846906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/03/monty-python-and-holy-grail-1975.html' title='Monty Python and the Holy Grail (1975)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Saxk7PI3k0I/AAAAAAAAAZU/bLn0yL8_CoM/s72-c/monty_python_and_the_holy_grail_ver1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-8918039512870939786</id><published>2009-02-27T17:40:00.001-08:00</published><updated>2009-03-07T15:25:48.356-08:00</updated><title type='text'>12 Angry Men (1957)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaiWbPvGKLI/AAAAAAAAACI/er38UuiRP2E/s1600-h/12-angry-men-poster1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 122px; height: 190px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaiWbPvGKLI/AAAAAAAAACI/er38UuiRP2E/s320/12-angry-men-poster1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307657555680831666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Sidney Lumet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Reginald Rose&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Babafonda, Lee J. Cobb (under-rated baba), Jack Warden, E. G. Marshall,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; Jack Klugman (An itibariyle geriye kalan tek jürimiz, diğerleri mefta)&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #11: "Zırhalob pribim tüd, ebeblüp dümbraz-"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #5: "Alala ne oldu buna?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #8: "Eh işte herif saçmalamanıza dayanamadı daha fazla, olacağı buydu. Şimdi siz sinirleri bozuldu saçmalamaya başladı sanıyorsunuz da, bence şu ana kadar burada söylenen en doğru sözlerdi bunlar. Evet asıl siz saçmalıyorsunuz söylüyorum size."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #1: "Bi saniye beyefendi, sanırım duruşmaya bu şekilde devam edemiycez. Hatta doktor çağırsak iyi olur- HİŞTUTUTUT pencereye gidiyo aman!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #7: "Tamam sakin ol pal, iizi deea."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #11: "Hıdıbraş..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #1: "Evet bu durumda devam edemeyeceğimiz kesin, doktora haber vermemizi ve arkadaşı dışarı temiz hava almaya çıkarmamızı öneriyorum. Oyluyorum da hatta, kabul edenler?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jüri #2,3,4,5,6,7,9,10,12 ellerini kaldırır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #6: "Her seferinde biri bi kıllık eder illa ki..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #1: "Kabul etmeyenler?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jüri #8 elini kaldırır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #4: "Ya kardeş, akşam cimbomun maçı var. Sivrilik edip durma da evimize gidelim paşa paşa ha?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #3: "Görmüyo musun adamın halini? Herifi delirttin be inatçılığınla. Hala neye el kaldırıyon utanmadan?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #8: "El kaldırıyorum çünkü içinizde duruma en doğru tepki veren kişi o, ve gidip de onu deli diye doktora verecek halim yok. Saatlerdir konuşuyoruz birinizden adamakıllı bi laf işitmedim, ne demagojidir bu be. Saçmalayıp durduğumu iddia ediyosunuz da, bunu değerlendirecek ne yargı var gösterin bana. Sizin sığ beyinleriniz mi? Hadi ordan! Absürdüm lan evet, var mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #3: "Var! Asıl sen kendi cehaletini örtmek için aklımızı bulandırmaya çalışıyon, yemezler aslanım. Şurda adam köpürdü köpürecek sen hala bıdıbıdı, insafın da mı yok?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #8: "Bana bak, benle öyle ağzını yamultarak konuşma şimdi yakana yapışacam ha. Burada doktora görünmesi gereken zaten sizlersiniz. İnsanlıktan çıkmışınız siz. Ha doktorlar da sizden farklı değil ya."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri #1: "Hımm sanırım bu durumda duruşmaya durum dram tas."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaiXus-u9kI/AAAAAAAAACY/PYwkQG38oDs/s1600-h/12.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 141px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaiXus-u9kI/AAAAAAAAACY/PYwkQG38oDs/s400/12.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307658989460190786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Spoiler Köşesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle hafif spoilerlarla başlayayım, bi kere bu filmde izliyeceğimiz kişiler aksırıyor, tıksırıyor, sıcaktan bunalıp pencere açıyor, tuvalette biraz fazla uzun kalıyor, gözlerini ovuşturuyor ki sıradan filmlerde pek rastlanmayan bu gibi olağan hareketler bu filmi bu kadar büyük ve gerçekçi kılan öğeler aynı zamanda. Bu gibi detayları atlarsanız sinema tarihinin en iyi filmlerinden birini yapamazsınız. Hatta filmin climax'i de yine bu olağan hareketlerden biri akabinde geliyor, jürinin teki tartışma esnasında gözlüğünü çıkarıp burnunun yanlarını ovuştururken gözlüğün neden olduğu izler görülüyor ve bu sayede olay çözülüyor. Nasıl mı çözülüyor? Anlatamıycam ki detayları da hatırlamıyorum, sen en iyisi filmi izle aziz dostum Watson.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun masum olduğuna, 8. jüri üyesinin, yani Babafonda'nın çabaları sonucunda ikna olunuyor. Biraz kendisinden bahsedelim, öncelikle onu diğer jüri üyelerinden bembeyaz takım elbisesi sayesinde ayırt edebilirsiniz. Yani, eğer Al Pacino bu çivisi çıkmış hukuk sisteminin şeytanıysa, Babafonda da meleği oluyor. Kendisi bi odaya kapatıldığı 11 vahşi jüri üyesini bi güzel terbiye ederek, sanığı suçsuz yere elektrikli sandalyede cozurdamaktan kurtarıyor. E diyceksiniz ki madem Babafonda 'sinirlilerden' değil, kalıyor 11 Angry Men, niye filmin ismi öyle değil? Demeyedebilirsiniz ki zaten ben de bilmiyorum. Şu yazıyı 0242 sularında yazdığımdan kelli yarı baygın haldeyim, daha fazla kasamıycam. United Artists filmidir vardır bi bildikleri diyelim, bu da McCarthy döneminde çekilmiş bi film zaten. Şayet ben filmde hümanizm dersi niteliğinde "sikeyim böyle demokrasinizi" serzenişi de hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sidney Lumet bu debut filmini "bütçe az iyi film çekemiyoz"'cuların koltuk altlarına sıkıştırıp öyle bi siktir çekiyor ki, adeta baba film için bi Babafonda, bi Lee J. Cobb, bi masa üç beş tane de küllük yeterli diyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-8918039512870939786?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/8918039512870939786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/12-angry-men-1957.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8918039512870939786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8918039512870939786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/12-angry-men-1957.html' title='12 Angry Men (1957)'/><author><name>J.R.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06479944098578279636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaiWbPvGKLI/AAAAAAAAACI/er38UuiRP2E/s72-c/12-angry-men-poster1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-8600953676341540710</id><published>2009-02-26T07:46:00.000-08:00</published><updated>2009-03-02T17:24:32.158-08:00</updated><title type='text'>Dramatic Chipmunk (2007)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Saa8_UIt3WI/AAAAAAAAAY8/8HfzR5fCcAc/s1600-h/dramatic-chipmunk1.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 171px; height: 134px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Saa8_UIt3WI/AAAAAAAAAY8/8HfzR5fCcAc/s200/dramatic-chipmunk1.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307137006825758050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Muhtemelen japon.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Anonim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Dramatic chipmunk,  bir grup japon kız çocuk,  bıyıklı japon adam&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Film tam bir seyirci dostu, saniyeler içerisinde internet üzerinden izleyebilir veya tercihen indirebilirsiniz, seyir esnasında tüketilebilecek kibrit kutusu büyüklüğünde abur cubur ile mecburen formunuzu da korumuş olursunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Dramatic Chipmunk iki versiyona sahip; biri &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana;" href="http://www.youtube.com/watch?v=a1Y73sPHKxw&amp;amp;feature=related"&gt;5 saniye&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; uzunluğunda olanı diğeri ise &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana;" href="http://www.youtube.com/watch?v=JzyhMSJfSMQ&amp;amp;feature=related"&gt;41 saniyelik&lt;/a&gt; special DVD kıvamında.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Önce kısa versiyonunu ardndan ise ingilizce/japonca altyazı destekli 41 saniye olanı izlemenizi tavsiye ederim. Bazı detayları kavramanıza, mesajları farketmenize hayli katkısı olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Spoiler Köşesi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Film saçları iki taraftan kender dişisi gibi bağlanmış, 3'ü kırmızı teki mavi tişörtlü 4 japon kız çocuğunun çığlıkları ile başlıyor. Dikkatli izlersek mavi tişörtlü çocuğun pek korkmadığını sadece diğer üçü kaçışırken onlara yer açmak için çekildiğini farkedebiliriz. Çığlıkların ardından çocukları korkutan nesneyi görüyoruz. Bıyıklı japon adamı kadraja giriyor.  Erkek nüfusun %90'ını yumurta gibi insanların oluşturduğu Japonya'da, bıyıklı bir adamın çığlık atan küçümen bünyelere doğru ilerleyişi gerilimin dozunu arttırıyor. Adam elindeki çayır sincapını(prairie dog) önündeki cam kafesin içine bıraktığında çocuklar sessizleşiyor ve büyülenmiş gibi tepeden sincapa bakmaya başlıyorlar. Film ilk 9 saniyesinde bize çocuk psikolojisinin ne derece değişken olabileceği üzerine yeterli mesajı veriyor. Çocuklardan birinin "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;-so cute!&lt;/span&gt;" derken küuuuuuğt(japonca konuşuyo ama nedense cute diyomuş gibi, değişik) şeklinde uzatışı da mesajı daha net almamızı sağlıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam çocukların dikkatini çekmeye çalışarak söze giriyor; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;-It's called prairie dog but it's not really a dog(buna çayır köpeği derler ama bu gerçekten köpek değil)&lt;/span&gt;" Adamın bu sözlerinden çıkartabileceğimiz iki sonuç var, ya çocuklar balık hafızasına sahip birer embesil ve dolayısıyla gerçek köpeğin neye benzediğini bilmiyorlar ya da o odada büyümeye mahkum edilmiş birer zavallılar. Bu konuşmanın "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;-Does it bite?(kapar mı?)&lt;/span&gt;" sözleriyle bölünmesi adamın çocukların dikkatini çekmekte başarılı olamadığını gösteriyor. İşte tam bu esnada sinema tarihinin muhteşem anlarından birine tanık oluyoruz. Bir fenomen haline gelen, filmin şöhretini bine katlayan "dramatic chipmunk" sahnesi. Tekrar tekrar başa sarıyoruz ve izliyoruz. Bu sahne çocukların psikolojisi üzerine odaklanmış seyircinin bakış açısını bir anda sincapa kaydırıyor. Olayları çift taraflı değerlendirmemize olanak tanıyor. Cam kafesin içinde çıkış arayan sincapın ifadesi ve çocukların akıl sağlığındaki bilinmezlik birleşince kusursuz bir kara mizah öğesi ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin ilerleyen saniyelerinde adam japonu, benzer şeylerden bahsederek mahlukatı tanıtmak için çabalıyor. Çocuklardan birinin "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;-Does it make a noise?(ses çıkartır mı bu?)&lt;/span&gt;" sorusu üzerine adam japon, konuşmasının seyrini değiştiriyor ve soruyu "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;-It cries like a puppy.(köpek yavrusu gibi inim inim inler)&lt;/span&gt;" şeklinde cevaplıyor.  Sincap da adamın açıklamasına bir örnek olarak ayağa kalkıyor ve ses çıkarıyor. Konuşma "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;-But it's a warning sound. When It's natural enemies appear. Like when an eagle appears...(ama bu sesi kartaldan filan tırsınca çıkartır, ayriyetten biz japonlar arasında düzgün ingilizce bilen tek kişi yok)&lt;/span&gt;" ek bilgisi ile tamamlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finalde muhteşem bir oyunculuk sergilenerek kırmızı tişörtlü embesil/zavallı çocuklardan teki sincapı korkutabilmek adına kartal sesi çıkarmaya çabalıyor. Diğer çocukların ve japon bıyıklı adamının kahkahalarını duyuyoruz, perde kapanıyor. Filmin bu son sahnesinden çocukların ne kadar acımasız olabileceğini, empati denen şeyden ne kadar habersiz olduklarını, bıyıklı bir japonun da sincap korkutan çocukları teşvik ederek sadistçe hazlar alabileceğini anlıyoruz. Sonra benzer videoların linkleri açılıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spoiler'dan çok analiz gibi oldu ancak kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film, leziz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-8600953676341540710?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/8600953676341540710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/dramatic-chipmunk-2007.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8600953676341540710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/8600953676341540710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/dramatic-chipmunk-2007.html' title='Dramatic Chipmunk (2007)'/><author><name>Cevval Portakal:</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01579148314683333089</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='25' src='http://3.bp.blogspot.com/-yFF6ACnIhHQ/TxCcFzfRaCI/AAAAAAAAAeU/R_oxjLzQWu8/s220/happydrunk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/Saa8_UIt3WI/AAAAAAAAAY8/8HfzR5fCcAc/s72-c/dramatic-chipmunk1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-4813606111033134732</id><published>2009-02-23T09:21:00.000-08:00</published><updated>2009-03-07T15:19:37.109-08:00</updated><title type='text'>Slumdog Millionaire (2008)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLmQCu3qeI/AAAAAAAAABs/S4WuGj1xnvw/s1600-h/Slumdog-Millionaire-Poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 132px; height: 190px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLmQCu3qeI/AAAAAAAAABs/S4WuGj1xnvw/s320/Slumdog-Millionaire-Poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306056474281617890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Danny Böyle, Loveleen Tandan (Hindistan ayağı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Simon Beaufoy (Senaryo), Vikas Swarup (Bu herifin romanından esinlenilmiş, ki kendisi zamanında Türkiye'de de görev yapmış bi bürokrat. İşin rengi değişiyor.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Beceriksiz bi grup insan bi de Freida Pinto (Güzelmiş)&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Normal şartlarda yazmaya kalkışmayacağım bi film olmasına rağmen malumunuz Oscar hadisesi dolayısıyla bir iki cümle yazasım geldi. Öncelikle film akademinin Kenan Işık ve türevi insanlardan oluştuğunu ispatlıyor. Film klişelerden ibaret olduğundan üzerinde konuşmanın lüzumu yok direkt spoiler köşesine geçiyorum. Ha bi de oyunculuk berbat.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaM_4CJn_9I/AAAAAAAAAB8/QvwuGbCRoog/s1600-h/11.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaM_4CJn_9I/AAAAAAAAAB8/QvwuGbCRoog/s320/11.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306155017855041490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Spoiler Köşesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Athos, Porthos, Aramis ulan işte. Çocukluğumuzdan beri biliriz. En son soruda Aramis soruluyor ki bunu filmin başında tahmin edebiliyoruz gerizekalı değilsek. Yarışmanın Hindistan versiyonunun bu kadar kolay oluşu da Hint halkını küçümsemekten başka bi şey değildir. Bi de Türkiye'de bile Kim 500 Milyar İster'in bi yarışmacı tarafından kazanılması durumunda bütün ülke sokaklara dökülmez heralde. Film bunu eleştirmek şöyle dursun bizi bu şekilde coşturmaya çalışıyor. Bi siktir git ya.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bi kaç spoiler daha serpiştireyim, Salim en sonda ölse de film malesef mutlu sonla bitiyor. Cımal zengin olup hatunu götürüyor. Filmin vermek istediği mesajlar ise; kaderin bi gerçek olduğunu kabul edin, eğer varoşlarda sürünüyorsanız Kim 500 Milyar İster gibi büyük medya kuruluşlarının yarışmaları size yardımcı olacaktır, yoksa gözünüzü çıkarırlar mazallah gibi mesajlar. Ha bi de uyarı var, yarışmaya gidince de öyle her soruyu bilmeyin zira Kenan Işık çıkışta size işkence edebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Amitaaaaabh!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-4813606111033134732?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/4813606111033134732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/slumdog-millionaire-2008.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/4813606111033134732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/4813606111033134732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/slumdog-millionaire-2008.html' title='Slumdog Millionaire (2008)'/><author><name>J.R.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06479944098578279636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLmQCu3qeI/AAAAAAAAABs/S4WuGj1xnvw/s72-c/Slumdog-Millionaire-Poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-4799203118108566347</id><published>2009-02-23T08:37:00.000-08:00</published><updated>2009-08-11T17:54:58.667-07:00</updated><title type='text'>High Noon (1952)</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLTY2dvXVI/AAAAAAAAABU/udmFAfJlhnI/s1600-h/highnoon.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 146px; height: 190px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLTY2dvXVI/AAAAAAAAABU/udmFAfJlhnI/s320/highnoon.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306035734886440274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Fred Zinnemann&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senaryo:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Carl Foreman&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;                 John W. Cunningham ("The Tin Star" adlı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;hikayenin yazarı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Gary Cooper, Grace Kelly, Thomas Mitchell, Lloyd Bridges, Katy Jurado, Otto Kruger, Lon Chaney Jr., Lee Van Cleef&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hişş Carl dinliyon mu olm?... Alo?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir süredir telefonun diğer ucundan sadece kalem hışırtısı ve nefes sesini müteakip sigara üfleme efekti &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;gelmekteydi. Peşinden belli &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;belirsiz bir "Ha?" duyuldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Şimdi de sizin ofise geliyolarmış lan."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Dumanı yeni çekmiş olduğunun ayrımına varamayan Carl Foreman "Hasiktir." demeye çalışıp öksürüğe boğuldu. Birden sıcak basmıştı. Kravatını çekiştirip gömleğinin düğmesini açmaya çalıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Hasiktir tabi. Sen &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;git CPUSA kongrelerine katıl, yerli yersiz bik bik et, olacağı buydu. Dedik sana ciddiye alma bu kadar diye. Sen değiştirecen dünyayı dimi mına koyi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;m."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Canı hepten sıkılan Carl Foreman ay sonunu nasıl getireceğinin he&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;sabını yaptığı kağıdı bir kenara itti, ahizeyi telefona doğru götürürken "Tamam ben ofisi toparliyim biraz, görüşürüz sonra." &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;diyerek kapattı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Sandalyesini masanın yanındaki daktiloya doğru kaydırdı, üzerinde çalıştığı senaryoyu makineden çekip aldı ve buruşturdu. Masanın üzeri de buruşturulması gereken bir yığın kağıtla doluydu, içinden elinin tersiyle hepsini aşağı dökmek geldi. Kitapları toplamaya ve gözden ırak bir yere tıkıştırmaya başladı. O sırada okumakta olduğu dergi gözüne ilişti, bir sayfasını kıvırmıştı. Terini silip&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; arkasına yaslandı ve dergiyi kucağına aldı. John W. Cunningham'ın "The Tin Star" adlı hikayesi vardı sayfada. Yeniden okumaya koyuldu. Okudukça dudakları kıvrılmaya, yüzünün rengi geri gelmeye başladı. İlham falan gelmemişti kaderin bir cilvesi hiç değildi, ancak tesadüf de değildi bu. Yaşadıklar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;ını yeniden kurgulamaya gerek yoktu, elinde tuttuğu yazı bu iş için gayet uygundu. Daktiloya yeni bir kağıt koydu ve hiç olmadığı kadar akıcı bir şekilde yazmaya başladı. İçeri kimin geldiğinin bir önemi yoktu, bir western senaryosu yazıyordu alt tarafı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Uykusuz geçen iki günün ardından senaryo hazırdı ve yapımcı Stanley Kra&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;mer'a yollanmıştı. Stanley abinin ilk tepkisi olumluydu, piposunu yakarak "Beğendim bunu, fena olmamış." dedi ağzının kenarından.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Eyvallah abi."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Ama aksiyon dozu biraz düşük. Biraz daha ganfayt falan olsa hani?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"John Wayne John Wayne konuşma abi gözünü seviyim."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Stanley abi omzuna dostça vurarak gülümsedi, "Tamam lan hehe. 750 bin dolar çıkar buna anca, daha kuruş yok valla. Olsa biliyon."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ve United Artists stüdyolarında koşuşturmaca başlamıştı. Sahneler birbiri ardına çekiliyor, atlar kişniyor, silahlar birbiri ardına patlıyordu. Yine böyle bir günde, set mutlu ve coşkuluyken, yönetmen koltuğunda oturan Fred Zinnemann'ın yanına ıkına sıkıla g&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;elen Lee Van Cleef adlı genç serzenişlerde bulunmaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Bay Zinnemann... Bir mağruzatım olucaktı."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Zinnemann duymamazlıktan gelemedi. "Noldu L&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;ee?"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Abi bi replik be, nolur be."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Zinnemann elini Lee Van Cleef'in omzuna koydu ve beraberce kalabalıktan uzaklaşırken bir yandan da babacan bir tavırla öğütlerde bulundu. "Bak Lee, bu daha kariyerinin başlangıcı. Böyle debut herkese nasip olmaz. Daha gençsin ve ilerde çok parlak bi kariyerin olucak. Şu sürekli yanında gezen iki molozdan çok daha yetenekli olduğun belli. Hem bütün filmde tek kelime etmemiş olmanın da ayrı bi karizması var, tipin de tam kötü adam tipi zaten. Cuk oturuyo."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tatmin olmuşa benzemeyen Lee Van Cleef o gün Fred Zinnemann'a şarkı bile söyledi ancak filmde tek bir sözcük söyleme fırsatına erişemedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Belki de bu kötü olayların başlangıcıydı. Gary Cooper ülserden şikayet etmeye başlamıştı ve HUAC'tan gelen adamlar Carl Foreman'ı alıp götürmüştü. Kendisinden uzun süre haber alınamayan Carl Foreman saatler süren sorgulamalar, işkence dolu dakikaların a&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;rdından kara listeye alınmıştı. Kariyerinden edilen senaristleri için bir araya gelen oyuncular ve set işçileri, McCarthy karşıtı sloganlar atarak yürüyüş düzenledikten sonra olaysız bir ş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;ekilde dağıldılar. Üstelik film de bitmişti zaten, çekimler sadece 32 gün sürmüştü. Foreman döndüğünde büyük bir sevinçle karşılandı, o da etrafında toplanan sete hitaben bir konuşma yaptı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Size açıklamam gereken bir şey var arkadaşlar. Western filmi diye çektiğiniz bu film aslında gayet siyasi bi film, başınız yanabilir benim gibi." setteki coşku kaybolmuştu bile, "Filmin asıl hikayesini size anlatayım. Öncelikle filmin geçtiği kasabanın adı olan Hadleyville, Hollywood'un ta kendisi. Gary'nin canlandırdığı Şerif Will Kane karakteri de, ben ve benimle aynı akıbete uğrayan arkadaşlarımın alegorisi. Onlar nasıl McCarthy'nin kara listesine alınırken yalnız bırakıldıysa, kendi kariyerlerini kurtarma derdinde olan arkadaşları tarafından aleyhinde tanıklık edildiyse, katilin karşısına tek başına çıkmak zorunda bırakılan Will Kane de aynı şekilde kasaba tarafından yüzüstü bırakılıyordu. Yani burada katil Frank Miller, aslında Senatör McCarthy denen ibne oluyor."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;O günden sonra Gary Cooper, "Ben de kara listeye alınmiyim şimdi la..." endişesiyle Carl Foreman'la arasına mesafe koyar. Hatta beraber film stüdyosu açma planlarını da, sette provokasyon yarattığını gerekçe göstererek iptal eder. İronik bi şekilde yalnız bırakılan Foreman, filmin galasında da tek başına oturur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Siz de buyrun adamcağızın yanına oturuverin de filmi beraber izleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLR6nNHEBI/AAAAAAAAAA8/LyuauybEOvA/s1600-h/a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 158px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLR6nNHEBI/AAAAAAAAAA8/LyuauybEOvA/s320/a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306034115882455058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Spoiler Köşesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Do Not Forsake Me, Oh My Darlin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu sözler dilimize yapışıyor film başladığından itibaren. Hatta o kadar çok kişinin diline yapışmış ki, bu filmden sonra tema müziği iyi olmayan westernle&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;re insanlar burun kıvırmaya başlamışlar. Filmin başında şarkıyı duyan babam "Oo Kahraman Şerif mi?" diyerek yanıma koştu. Malumunuz babalarımızın dönemine Sergio Leone'nin spaghetti westernleri damga vurduğu için biz de westernsever bir neslin çocuklarıyız (zaten İtalyan filmleri ve çizgi romanlarının Türkiye'deki alt kültür üzerindeki etkilerinin iyice bi araştırılması lazım). Babam şarkı eşliğinde at süren Miller çetesini de tanıyınca dedim ki bu filmlerden etkilenip çok kovboyculuk oynanmış zamanında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir western klasiği olan (ve ileride klişesi olacak olan) kötü adamların uzakl&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;ardan at sürerek geldiği, çetenin toplanma sahnesiyle başlıyor High Noon. Bu sahnede sinematografik güzellikler ve belki de film müziği tarihinin en önemli şarkılarından biriyle Lee Van Cleef görkemli bir giriş yapıyor beyazperdeye. Selamlıyoruz abiyi. Akabinde Grace Kelly'nin 'Kahraman Şerif'le evlendiği sahne geliyor ki burada Gary Cooper'ın kendisinden 30 yaş küçük bir kızla evleniyor oluşunun hiç önemi yok. B&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;urada önemli olan yine şarkı. Şarkının sözlerinde zaten bunlardan bahsedilmişti filmin başında. Spoiler köşesinde yazmak istediğim ilk filmin High Noon oluşu da zaten bu yüzdendir. Şerifin evlendiği gün karısı tarafından terk edileceği, yine de cesaretini toplayıp gidip Frank Miller'la karşılaşacağı gibi bilgiler şarkıda verilmişti, fakat bunları bizzat bilmemiz istendiği için spoiler olmuyor haliyle. Artık filmde neler olacağını az çok biliyoruz, yüzyılı aşkın süredir anlatılan Will Kane ile Frank Miller'ın epik karşılaşmasını izliyoruz artık, hatta herkesin bildiği o meşhur High Noon balladını da koymuşlar. Filmi böyle algılamamız isteniyor ve bu hissiyatı film boyunca korumamız için müzikleri yapan Dimitri Tiomkin bütün filmde sadece bu şarkıyı kullanıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Frank Miller'ın salıverildiği ve intikamını almak üzere öğlen saat 12'de trenle kasabaya gelmiş bulunacağı haberini aldıktan sonra, Will Kane'in adam toplamak amacıyla kasabayı kapı kapı dolaşmasını eşzamanlı bir biçimde izlemeye başlıyoruz. Kane kasaba halkı tarafından yüzüstü bırakılıyor, kimisi Miller'ın silah kullanmadaki becerisinden korkuyor, kimisi (Ronald Reagan'ın filmi 'beğenmemesine' sebebiyet vererek) adalet sistemine olan güvensizliğinden&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; canını boş yere tehlikeye atmak istemiyor. Burada Amerikan hükümetinin 2. Kızıl Korku döneminde aşırı sağcı Senatör Joseph McCarthy imzası taşıyan, belki de Hollywood'un ve Amerikan popüler kültürünün bugünkü içler acısı haline sebebiyet veren uygulamalarının metaforunu izliyoruz. Bu uygulamaları yürüten HUAC (House Committee of Un-American Activities, isme gel mına koyim), Komünist olduğu gerekçesiyle kara listeye aldığı yönetmenleri, oyuncuları, senaristleri büyük stüdyoların kapısından sokmamaktadır. Yürütülen soruşturmalarda işbirlikçilerin kariyerleri yükselişe geçerken, yalnız bırakılanların akıbeti sürgündür. Carl Foreman High Noon'u yazarken sanatçı kıyımı yapan katilin karşısın&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;da yalnız bırakılan meslektaşlarının halinden etkilenmiş, sonunda kendisi de Will Kane karakteri gibi aynı duruma maruz kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLSoDu6JfI/AAAAAAAAABM/SMLIVEaS2N4/s1600-h/aa.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 198px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLSoDu6JfI/AAAAAAAAABM/SMLIVEaS2N4/s320/aa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306034896634521074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; John Wayne filmi Amerikanlık anlayışına da, westerne de aykırı bulmuş. Aksiyon az olduğu için beğenmemiş. Bunun zevk meselesi olmadığını düşünsem de filmin zaten klasik western filmi olmak gibi bi derdi yok. Aksiyonkolikler gidip de bi yumruklaşmalı bi de en sonda silahların konuştuğu sahne dışında 'aksiyon' içermeyen High Noon'u tercih etmesinler zaten. Filmin başından sonuna kadar aklımızın bir köşesinde trende sürekli bize doğru yaklaşmakta olan katil imgesi var ve film Will Kane ile empati kurmamıza müsait bir tempoda ilerliyor. Filmin sonundan falan bahsetmişken nihayet spoilerımı verebildim bu arada. Evet filmin sonunda Frank Miller geliyor ve adamın meseleyi konuşarak halletmeye niyeti yok. Miller'ı görmeseydik de o aklımızdaki imgeyle kalsaydı daha mı iyiydi bilemiyciim, ama onu görmemizin nedeni Miller karakterinin aklımızda gereğinden fazla yer işgal edip Will Kane'in önüne geçmemesini sağlamak olsa gerek. Filmde herkes sıradan birer insan çünkü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Verilebilecek bir spoiler kaldı onu da vereyim, Will Kane kazanıyor. İnsan için biraz fazla güzel olan Grace Kelly'nin de insan oluşu, tercih yapmak zorunda kalışı ve bir pasifist olmasına rağmen silah kullanmayı göze alışıyla oluyor bu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Şimdi filmi indireceklere tavsiyem mutlaka renksiz olan orijinal versiyonunu indirmeleri, zira yönetmen Fred Zinnemann filmin Amerikan İç Savaşı dönemine ait fotoğraflar gibi görünmesini istediği için filmin renklendirilmesine sonuna kadar karşı çıkmış. Gerçi ölümünden sonra renklisini de yaptı keratalar. Mutlaka izleyin efenim, veya izlemeyin siz bilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Do not forsake me, oh, my darlin' &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;On this our wedding day. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Do not forsake me, oh, my darlin' &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Wait, wait along &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;The noonday train will bring Frank Miller &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;If I'm a man I must be brave &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;And I must face that deadly killer &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Or lie a coward, a craven coward&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Or lie a coward in my grave. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Oh, to be torn 'twixt love and duty &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;S'posin' I lose my fair-eyed beauty &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Look at that big hand move along &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Nearin' high noon &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;He made a vow while in state's prison&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;That it would be my life or his'n&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;I'm not afraid of death, but oh &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;What will I do if you leave me &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Do not forsake me, oh, my darlin' &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;You made that promise when we wed &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Do not forsake me, oh, my darlin', &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Although you're grievin'&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;I can't be leavin' &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Until I shoot Frank Miller dead&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:verdana;" &gt;Wait along, wait along...........&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-4799203118108566347?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/4799203118108566347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/high-noon-1952.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/4799203118108566347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/4799203118108566347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/high-noon-1952.html' title='High Noon (1952)'/><author><name>J.R.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06479944098578279636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLTY2dvXVI/AAAAAAAAABU/udmFAfJlhnI/s72-c/highnoon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1099095342369392451.post-5438442439633312668</id><published>2009-02-21T15:04:00.000-08:00</published><updated>2009-03-02T17:41:26.836-08:00</updated><title type='text'>The Dark Knight (2008)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLuTsruGeI/AAAAAAAAAB0/PiosmLlo4B0/s1600-h/the_dark_knight_poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 128px; height: 190px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLuTsruGeI/AAAAAAAAAB0/PiosmLlo4B0/s320/the_dark_knight_poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306065333175327202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yönetmen: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Christopher Nolan&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Senarist: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Christopher Nolan-Bir de Nolan soyadlı diğer ibiş. Aile şirketi eşşoleşşekler! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Oyuncular: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Batnan, Joker, Two-Face olacağı filmin başında anlaşılan Two-Face.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SaK1bSEsJoI/AAAAAAAAAVg/R7XaClutRtM/s1600-h/The+Dark+Knight.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 49px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_wcvzZs7BMKI/SaK1bSEsJoI/AAAAAAAAAVg/R7XaClutRtM/s400/The+Dark+Knight.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306002791308469890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kullanıcı Yorumları:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yarrak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Spoiler Köşesi:&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birine işkence edecekseniz size Amerikan filmi öneririm.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1099095342369392451-5438442439633312668?l=olikmidebulandirir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/feeds/5438442439633312668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/dark-knight-2008.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/5438442439633312668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1099095342369392451/posts/default/5438442439633312668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olikmidebulandirir.blogspot.com/2009/02/dark-knight-2008.html' title='The Dark Knight (2008)'/><author><name>J.R.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06479944098578279636</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_kOBxhpRrW2M/SaLuTsruGeI/AAAAAAAAAB0/PiosmLlo4B0/s72-c/the_dark_knight_poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry></feed>
